Nereden çıktı bu blucin?
Bu sorunun yanıtını vermeden önce yaptığım araştırmalardan bir derleme yapıp sizlerle paylaşmak istedim.
Ne tarz müzik dinlersen dinle, ne tarz giyimi seçersen seç, uç noktaların kıyafet denilince tek bir ortak noktası var; blue jean -neden ısrarla “kot pantolon” denilmediğini anlamayarak -. Sokakta gezerken, işe giderken, gece dışarı çıkarken, ağır işlerde çalışırken pek çok kişinin seçimi olan kot pantolonun bu kadar çeşidi olmasına şaşmamak gerek. Peki ya bu blue jean denilen pantolon hayatımıza nasıl girdi?
18. yüzyıla gidip bu başarı hikayesini kendi gözlerimizle görme şansımız en azından şuan için olmadığından -kim bilir belki ileride geçmişe de yolculuk yapabiliriz- bu konuyla ilgili yapılmış araştırmalara bir göz atarak sizlerle kot pantolonun günümüze kadar gelen hikayesini paylaşmak istiyorum.
Günümüzde kılık kıyafetin en önemli parçası haline gelen kot pantolon San Francisco’ da doğmuş. Neden ve nasıl sorularının cevapları ise şöyle;

Levi Strauss
bilemezdi. Bulduğu bir miktar altın sayesinde pek çok maceraperest altın arayıcısını buraya çekti. Bu altın arayıcılarının arasında biri vardı ki o altından çok ticaret yapmakla ilgileniyordu. 1853′ de 24 yaşındaki Bavyeralı Levi Strauss yanına aldığı bol miktarda çadır bezi, ev ve at arabası örtüsü, bunun yanında pek çok kumaşla altın arayıcılarının yanında yer aldı. Bu genç ve akıllı tüccarın malları büyük talep gördü, ne de olsa aylarca orada altın arayan insanların en fazla bu kumaşlara ihtiyacı oluyordu. Buna rağmen elinde kalan çadır kumaşlarını da değerlendirmek isteyen Levi, bir müşterisinin dayanıklı pantolon bulamadığından yakınması üzerine, elinde ki kumaşları anlaştığı terzi sayesinde pantolon haline getirmeye başladı ve böylece 126 yıllık serüveni başlatmış oldu.
Ağır işlerde çalışan işçilerin ilk tercihi olmasına rağmen, kovboylarda dayanıklı olan bu pantolonun akımına kapılanlar arasında yer aldı. Yalnız tek bir farkla; onlar altın arayıcıları ve diğer işçilerin aksine ata binmeyi kolaylaştırdığı için daracık olanları tercih ediyorlardı.
1902′ de ise bu dayanıklı ve sık kullanılmaya başlayan pantolonların değişen dünyaya ayak uydurabilmeleri için, arka kısmına iki cep dikti böylece kot pantolon günlük yaşamda kullanılabilecek bir kıyafet haline geldi. Bu tasarımı Levi Strauss’ un kot pantolonu yaygınlaştırmak için yaptığı son hamleydi çünkü aynı yıl vefat etti. 1947′ de vücut tipine uygun kesimlerle Wrangler markası kotun günlük yaşama geçişini sağlamış oldu.
1951′ de giydiği jean smokinle Bing Crosby, 1955′ de Rebel Without A Couse’ da -Asi Gençlik- giydiği kot pantolonla James Dean, bu jean denilen pantolona büyük sükse kazandırdı ve böylece kot pantolon akımı hızla yayıldı.
60lar 70ler derken 80lere gelindiğinde kot pantolon, tüm dünyada artık gündelik yaşamın bir parçası haline geldi.
Şimdilerde ise çeşit çeşit tasarımlarıyla neredeyse her marka kot pantolon üretmekte ve yıllardır devam eden bu akıma her gün yeni bir modeli eklenmekte…
Blue jean hakkında ufak bilgiler;
- Denim denilen bir kumaş kullanılarak kot pantolon elde edilmektedir.
- Denim, 17. yüzyılda Fransa’ da yapılan çift katlı bir dokumadan üretilmiştir (Serge de nimes).
- Jean kelimesi ise Genovalı denizcilerin pamuk, keten ve yün karışımından oluşan bu kumaşı giysi yapmalarından gelmektedir.
- Kot pantolonların ilk renkleri siyah, yeşil ve beyazdı. Leke göstermediği Levi Strauss, kotların rengi konusunda lacivertte karar kılmıştır.
Bu yılın en gözde kot modelleri ise bol ve yırtık kotlar. Tabi bunun yanında bir de rengarenk kot modelleri de oldukça revaçta. Bu yıl çevremizde sıklıkla yıpranmış, bol ve yırtık kot pantolonlar, kot şortlar, kot etekler göreceğiz. Çeşit çeşit kot pantolon modellerine vitrinlerde oldukça sık rastlayacak gibiyiz. Çünkü skinnyler, geniş paçalar, yüksek belliler, paçaları uzun kıvrılabilen modeller rafa kalkmışa benzemiyor.
Levi Strauss sayesinde başlayan bu akım şimdilerde moda olmanın çok ötesinde…



da onlara yakın bir kalite, fakat onlardan oldukça uzak bir fiyat aralığı sunuyor. Mutlaka kesenize uygun bir şeyler bulabilirsiniz. Ama yine de benim kesemi aşıyor diyorsanız, ikinci el mağazalara uğrayabilir ya da mobilyalarınızı yeniletebilirsiniz. Ortaköy, Beyoğlu, Üsküdar, Eminönü ikinci el eşya konusunda en sık uğranılan yerlerden. Siz mobilyalarınızı satın almadan önce sadece tarzınızı belirleyin… Avangard mı? Modern mi? Klasik mi? Fantastik mi? Tarzınızı biliyorsanız işiniz çok kolay. Sadece mağazadan içeri girip alış verişe koyulun…
tarzlarda avizeler, farklı renklerde ampuller yaratıp durdu. Dolunayı odanıza kağıt fenerlerle çekebilirsiniz. Her rengi satılan bu fenerlerin parlak beyazlarından edinip deneyebilirsiniz. Limbolarda ise dolunayı sanki cam bir silindirin içine hapsetmişler ve siz onlardan satın alıp odanıza dolunayı sokabilirsiniz.






Tom Robbins kitabında “Geçmişle ilgili en güçlü bağımız, geleceğe olan yolculuğumuzda en sadık yol arkadaşımızdır koku ve pekala ebediyetin simgesi olabilir.” demiş. Peki bu gerçekten böyle midir? Bana kalırsa kesinlikle böyledir çünkü aniden burnumuza çalınan bir koku bizi bulunduğumuz andan çok daha eskiye götürebilir. Geçmişle olan bağımız bir anda duyduğumuz kokularla şekilleniverir kimi zaman iyi kimi zaman kötü. Her insanın içine çekerek uyandığı, hatıralarını üzerine yazdığı, aşkının tarifini yaptığı bir kokusu vardır ve bu yüzden koku almayan insanların anıları silinir. Beynimiz tanımladığı kokuları, kokulara sardığı anıları sanki bir arşiv odasına kitler ta ki benzer bir kokuyla karşılaşıp kilidini kırıncaya kadar… Her anın, her aşkın, her rüzgarın bir kokusu hep vardı ve yine olacak. Duyduğumuz kokular ise anılarımıza sinmeye devam edecek…


Bahar esintisini iyice hissetmeye başladığımız şu günlerde, kışlıkları rafa kaldırıp yazlıkları ortaya çıkarmanın tam zamanı. Havalarında iyice ısınmasıyla, içimizin kıpır kıpır olduğu bahar aylarında tiril tiril kıyafetler tercih etmemiz, hayatımıza yenilikler sokmak istememiz çok doğal… Son trendlere bir göz atıp alış-verişe çıkmak isteyen arkadaşlar için, çeşitli alanlarda göze çarpan, önümüzdeki günlerde dünyayı etkisi altına almaya başlayacak trendleri alış-veriş raporu altında topladım. Umarım hoşunuza gidecektir…
5. Kapalı mekanlardan kurtulma zamanı, soluklanmak, dinlenmek ya da arkadaşlarımızla buluşmak için gittiğimiz kapalı mekanlar artık bir süreliğine ortalıkta olmayacak. Yazlık mekanlar bizleri bekliyor. Bahçesi ya da terası olan bir mekanda serinletici bir içecek eşliğinde sohbet etmek daha fazla keyif verecek.
10. Kafanızı meşgul eden sorunlardan kurtulmanın bir yoluda yazmaktır. Kendinize internetten bir adres satın alıp blog oluşturabilir, sanal bir günlük tutabilirsiniz. Bu sayede içinizi istediğiniz gibi dökebilir, düşüncelerinizi, duygularınızı başka insanlarla paylaşabilir ve rahatlayabilirsiniz.
“Ey ilkbahar mevsimi, gel! Dinlenme ve hayallerimin mayası sensin! Sen, fikir ve hatrımın en yakınısın! Kederli gönlüm seni pek arzu ediyor…” demiş Namık Kemal. Bana kalırsa çok da doğru söylemiş. Kışın rehaveti üzerimizden kalkarken ilkbaharın gelişini müjdeleyen çiçekler açmaya başladı bile, ilkbahar ellerinde çiçeklerle karşılıyor hayatımızı, hayallerimizi, ruhumuzu… Havanın nasıl olacağını tahmin edemediğimiz ellerimizde paltolarla gezeceğimiz güneşli günler kendini göstermeye başladı fakat hazırlıksız yakalandığımızda kılıç kadar keskin yağmurların altında sırılsıklam olur, aşk gibi nereden ve hangi şiddetle eseceğini tahmin edemediğimiz rüzgarların şiddetiyle üşür, doğanın uyanışıyla ruhumuzda canlanır. Evet, yine bahar geldi, tüm saflığıyla… Bu ilkbahar içimiz doğanın tüm renkleriyle ısınırken bedenimizi saran kıyafetlerimiz de doğanın renklerine bürünecek; mavi, sarı, yeşil, mor, kırmızı…
İlkbaharın gelişiyle kendine güvenen kadınlar daha bir ön plana çıkacak çünkü bu bahar moda olan dar elbise modelleri çok konuşulacak. Hemen hemen her markanın çıkaracağı bu elbiseler, çok fazla ve farklı modelde sunulacak. Özellikle etek boyunda ki kısalık dikkat çekici. Bu bahar, hanım hanımcık bir görüntüden dişiliğe geçiş görülüyor. Renklere geri dönüş yapacak olursak;

Harajuku modasını akım haline getiren bir bakıma da insanları kısıtlamaması ve özgür ruhlar yaratması diye düşünülebilir. Bu yüzden herkes kendi iç dünyasını ortaya koyar, buda çeşitlilik demektir. Bu çeşitliliği Harajuku modasının alt grupları belirler; gosu rori, dandy, kodona, sweet loli, gothic lolita, classic lolita, elegant gothic aristocrat, country loli, cyberpunk, decora, neutrals, yamanba, kogal, ganguros, senta, rockabilly & punk, kawaii gibi… 

