• Ana Sayfa
  • '// Editörden
  • 'Aitsiz Kimlik
  • 'Ayna Ayna
  • 'Çizgi
  • 'Kolektif
  • 'Lezzet Köşesi
  • 'Sayılar ve Hayat
  • 'Seksek
  • 'Sinema
  • 'Spor
  • Aramızdan Ayrılanlar
Blue Orange Green Pink Purple

‘Düşünceli? Düşünmeli? Düşünmeceli?’

Arşiv'de arama yapmak için:

Oca 11

Veda…

Herkese merhaba,

Yaklaşık bir yıla yakın bir süredir bu köşede sizlere dilimin döndüğü, bilgimin yettiğince sosyal sorumluk konusunda düşüncelerimi aktardım. Bazen kendi takip ettiğim vakıf projelerini bazense mail’ıma gelen çalışmaları paylaştım. Ancak bundan sonra, bu köşe için, sizlerden müsade istiyorum. Birkaç hafta yazılarıma ara verip sonrasında farklı bir köşede sizlerle düşüncelerimi paylaşmaya devam edeceğim.

Bu zaman zarfında hatam olduysa affedin efendim.

Birkaç hafta sonra görüşmek üzere.

Ara 28

Noel Baba…

Bu sayıda sizlerle iki mektup paylaşacağım…

“Merhaba yeni yıl… Bugün çok mutluyum çünkü okul yok ve Noel Baba bana hediye getirdi. Bu yıl Noel Baba yılbaşı ağacımızın altına benim için babamdan istediğim konuşan bebeği ve yanına da bere bırakmış. Bebeğe daha çok sevindim ama ikisine de çok sevinmiş gibi yaptım. Noel Baba bana gelecek yıl küsmesin diye sevinmiş numarası yaptım. Ben bu yıldan barış istiyorum. Herkes mutlu olsun, parası olan insanlar parası olmayanlara versin. Parası olmayanların da yemekleri olsun. Kimse hasta da olmasın bu yıl. Kardeşim olsun istiyorum ama ya olursa sevmezsem diye istemiyorum. Yok kardeşim olmasın, istemedim. Öğretmenim sürekli yazı ödevi vermesin. Okuma versin. Onu daha çok seviyorum. Birde annem ve babam hep yanımda olsun. Onlarsız olamam. Zaten o hediyeleri de annem aldı ama üzülmesin diye anlamamış gibi yaptım ben. Bunu anneme söylemeyin öğretmenim. Üzülsün istemiyorum hiç. Onları çok seviyorum ben.”

“Bugüne kadar bir kez ilkokulda karşılaştığım bir istekti bu. Her yeni yıl başlangıcında aklımdan geçen şeyler olsa da yazma eylemini ikince kez gerçekleştiriyorum. Düşünürken insan sınır koyamıyor da yazarken sınır koyma isteği uyanıyor zihinde nedense. Belki utanma, belki de gizleme bunun nedeni, bilmiyorum… Düşünüyorum da ne istiyorum 2010 yılından… Aslında değişik ve farklı isteklerim var tabi ama tek bir çatı altında toplanıyorlar. Sağlık!
İnsanın sağlığı yerinde olunca beraberinde huzur, mutluluk ve sevgi geliyor çünkü. Zaten bunlar geldiğinde de insan istediği tüm şeyleri yapabilme güvenini buluyor kendinde. Bu nedenle; sanırım bu yıldan tek istediğim sağlık gerçekten…”

Okuduğunuz iki mektuptan ilki; benim ilkokul 1. sınıfta öğretmenimin verdiği bir ödev sonrası yazılmış. Kendim bile hatırlamıyorken annem dolapları toplarken ilkokulda yaptığım resimlerin, yazdığım şiirlerin içinden bulup getirdi, önüme bıraktı. Kargacık burgacık yazımla kendimi ifade etmeye çalışmışım.

İkincisi ise; yine bana ait.

İnsan zihninin ne kadar geliştiğinin kanıtıdır bu iki mektup.

Noel Baba inanışından bile haberdar olmayan çocuklarımız için yapabileceğimiz şeyleri de kendimizin geliştirebileceğini ve çeşitli derneklerin düzenlediği yeni yıl için çocuklarımıza oyuncak kampanyalarına katılıp belki de uzaklarda hiç tanımadığınız bir çocuğun Noel Babası olabilirsiniz. Onlar eline verilen oyuncağı uzaklardan bir yardımseverin gönderdiğini bilmelerine rağmen, bilmiyormuş gibi yapsalar bile…

Ne dersiniz? Noel Baba olmak ister misiniz?

Nice güzel yıllara, iyi dileklerle efendim.

Binlerce güzel anı sizlerle olsun…

Ara 14

Beyoğlu’nda Latte ve Kardeşlik…

Canım sıkkın uyanıyorum. Anlam veremediğim, belki de birgün öncesinin yorgunluğu sinmiş bitik bedenimi yataktan zor kaldırıyorum. Sigarayı bırakma isteğiyle mücadelimi sakızla perçinlemekten çenemde bir ağrı hissediyorum. Bitmesi gereken işler, ödevler, projeler ve en önemlisi uzun vadede sonlanması gereken kocaman bir tezim var. Aklıma bunlar gelince kendimi tekrar yatağa atmak istiyorum.

 

Yorgunluğumu üzerimden atmak için bir fincan kahve eşliğinde sabah haberlerini izlemeye karar veriyorum. Ülke’de ne çok şey olmuş takip edemediğim bir haftada. Zaten kahve de bu kötü haberlerle iyi gitmiyor. Kahvaltı adı altında birşeyler atıştırıyorum. Bilgisayarımın başına oturuyorum ama nafile. Bir türlü enerjim gelmiyor, oysa yapmam gereken ne çok şey var! Bir hırsla kalkıyorum masadan, hızlıca giyiniyorum, çantamı alıp kendimi sokağa atıyorum. İstiklal’e çıkmayalı nerdeyse ay olacak. Beyoğlu’nda bir yürüyüş iyi gelir niyetiyle Tünel’e çıkıyorum, Beyoğlu’na.

 

Ne yavaş ne de hızlı denebilecek bir tempoda yürüyorum. Amacım kendimi dinlendirmek, temiz bir hava alıp enerji toplamak.

 

“Ağzımda hala o tatsız kahve tadı var” diye düşünürken, yolun solunda Starbucks Coffee’yi görüyorum. “Kış soğuğunda elimde sıcacık bir kahve fena olmaz” diyorum. Kasaya yönelip her zaman içtiğim Caffè Latte‘mi ısmarlayıp beklemeye başlıyorum. O sırada mağaza müdürü olduğunu düşündüğüm bir bey yanıma gelip sosyal sorumluluk alanında Türkiye çapında yaptıkları girişimlerden bahsediyor. O andan itibaren içim huzurla doluyor. İnsanlar, başka insanlar için bir şeyler yapıyorlar.

 

Duyduklarımı sizlerle paylaşmak isterim; Starbucks Coffee 2003 yılından bu yana İlköğretim öğrencilerinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla açtıkları her şubeleri için Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yardım alarak bir tane kardeş okul ediniyorlarmış. Bu okullarda her bahar ayı resim yarışmaları, her yeni yıl dönemi ise kitap ve oyuncak kampanyaları düzenliyorlarmış. Resim yarışmasına katılan resimlerden başarılı olanlar ödül alırken, tüm resimler kitap haline getirilip öğrencilere dağıtılıyormuş. Kitap ve oyuncak kampanyası ise; mevcut Starbucks Coffee şubelerinde müşterilerin ve gönüllerin desteği ile oluyormuş. Mağazada toplanan kitap ve oyuncaklar kardeş okuldaki öğrencilere hediye ediliyormuş. Ayrıca her şube bulunduğu kardeş okulun öğrencileri için satranç turnuvaları düzenleyip, öğrencilerin tiyatro oyunlarına gitmelerini sağlıyorlarmış.

 

Bunları öğrenip, ihtiyacı olanlara yardım edenleri gördükçe mutlu olan ben, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle geriye dönüyor ve yapmam gereken işlere yürüyorum.

 

Çocuklar için bir şeyler yapan Starbucks Coffee yönetimini kutluyorum!

 

Müsadenizle tezimde ilerlemem gerekiyor.

Kas 30

Darüşşafaka Eğitim Kurumları…

Geçen yıl arife günü telefonda konuştuğum arkadaşım ‘Dergide benimle ilgili bir şey de yazar mısın?’ demesi üzerine dayanamıyorum. Üstüme kalın bir şeyler geçirip sokağa atıyorum kendimi… Otobüs durağına ilerlerken kafamda ona soracaklarımı sıralıyorum. Gelen otobüse binince ise not defteri çıkarıp kargacık burgacık bir yazı ile kafamdakileri yazıya döküyorum. Evet, hiç bir soruyu atlamamalıyım!


Kapıyı açıp ‘Meşhur olacağım yaşasın!’ diyerek sarılıyor boynuma. Gülüşüyoruz… ‘Sen geç otur, ben geliyorum’ diyor ve elinde iki fincan kahve ve bir kurabiye tabağıyla geri dönüyor. Biraz görüşmediğimiz günlerin hasretini giderdikten sonra, o güne kadar adını duyduğum, ancak hiçbir bilgim olmayan bir konudan bahsediyor bana. İlkokul 4. sınıftan lise sona kadar okuduğu okuldan bahsediyor, bir elin parmaklarından daha uzun yıllar arkadaş olmamıza rağmen, o güne dek hiç bu denli açık olmaması değişik geliyor.

Buyrun efendim, Darüşşafaka Eğitim Kurumları!

146 yıl önce başarılı ve imkanları yetersiz olan ancak babası hayatta olmayan çocuklara eğitim hizmeti vermeye başlayan Darüşşafaka Eğitim Kurumları kurulduğu yıldan bu güne kadar bağış yapanların destekleriyle ayakta kalmayı başarıyor. İlköğretim 3. sınıfı bitirdikten sonra yatılı olarak kalmayı engelleyecek bir sağlık sorununun olmaması, babasının hayatta olmaması ve maddi güçlük nedeni aldığı eğitimde zorlanması gibi koşulları sağlayan ve istenilen belgeleri Darüşşafaka Eğitim Kurumları’na ulaştıran öğrenci sınava alınır. Sınav sonrasında belirlenen puanı alan öğrenciler 4. sınıftan üniversite hayatına başlayıncaya kadar geçen sürede Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda eğitim almaya hak kazınırlar.


Okudukları dönem boyunca okul kıyafeti, kalacak yer, 3 öğün yemek ve kırtasiye masrafları karşılanan öğrencilere her ay belirli bir miktar cep harçlığı verilir. “Cemiyet okulunda okumak ayrıcalıktır!” cümlesinin klişeleştiği ülkemizde, bence bağışlarla ayakta durduğu için en anlamlı cemiyet okuludur Darüşşafaka.

Para, ev, arsa, kurban, erzak, takı gibi her türlü bağışı kabul eden okulun öğrencilerinin velisi olabilirsiniz. Kaçıncı sınıfta okuyan bir öğrenci velisi olmak istediğinize karar verdikten sonra, öğrencinize Darüşşafaka’dan mezun olana dek maddi olarak destek verebilirsiniz.

Etrafınızdaki insanlara ya da kendinize bir bakın… Hiç boşuna harcamınız yok mu? Sigara içeniniz ya da ne bileyim bir hırkanız varken sadece modelini ya da rengini beğendiniz diye ikinciyi alanınız mutlaka vardır. Hepimiz ufacık bir bütçe ayırsak kocaman meblağlar eder aslında. Haydi bakın bakalım dolabınıza giymediklerinizini ikinci ele verip satsanız ya da yıllardır duran kullanmadığınız test kitaplarınızı sahafa verseniz ne kadar paramız olur?

Bunu yapmak isteyenler için;

http://www.darussafaka.net/

https://www.darussafaka.org/





Kas 16

Orman ne güzel, ne güzel…

Orman Yangını

İkimizin de ateşe ihtiyacı vardı
Evlerimizden uzakta geçirdiğimiz
Kamp günlerinde…
Üşüdüğümüz anlarda ısınmak,
Karanlıktan kurtulmak,
Acıkınca yemeklerimizi ısıtmak için…
İkimizin de ateşe ihtiyacı vardı…

Sen yakmasan belki ben yakacaktım…
Sen yaktın diye ben odun atmasa mıydım?
Amaç ateş yakmaktı sadece
İhtiyaca binaen…
Amacımız Beyoğlu sokaklarındaki gibi
Tarihi evleri kundaklayıp
Yerine beton binalar dikmek değildi ki?
Sadece ateşe ihtiyacımız vardı…

Sadece rüzgarın çıkacağını kestiremedik
Rüzgarın çıkıp alevleri dağıtacağını,
Masum bir ateşi yangına çevireceğini,
Etrafa korku saçacağını kestiremedik…
Bilemedik her tarafa uzanıp, her şeyi yakacağını
Bilemedik ormana sıçrayıp önünün alınamayacağını…

Bir şeyler yapmalıyız, söndürmeliyiz bu yangını
Engellemeliyiz memleket faciasına dönüşmeden…
Yanacak olan sadece sen ve ben değiliz
Kuru ağaçlar da yanacak, yaşlar da…
Yıllanmışlar da yanacak, yeni filizlenenler de…
Geçmiş yanacak, bugün yanacak,
Daha da kötüsü yarınlarımız yanacak…

Mert Aşık


Mangalı sönmeden küllerini bir ağaç altına boşaltmak ya da araba içinde tatile giderken içilen bir sigarayı bir orman kenarından geçerken yola savurmak kolayda… Hiç acaba ben mi sorusu geliyor mu aklınıza? Haydi bu soru belki zor bir soru ama yok olan ormanları nasıl geri getirebilir diye de mi sormuyorsunuz hiç? Eğer sormuyorsanız, belki çocuklarınızın belki de torunlarınızın içemeyeceği suyu, alamayacağı nefesi de düşünmeyin… Öyle umursamaz bir şekilde senelerdir oturduğunuz gibi oturun televizyon başına… İzleyin çıkan orman yangınlarını, giden hektarlarca ormana “Vah vah” deyin sadece oturduğuz yerden! Ciğerlerimiz yanıyor… Haberiniz var mı?

 

Not: Şiirin yazarının doğruluğundan emin olamamakla birlikte http://www.dersimiz.com/esiir/siir.asp?id=1587 linkinden faydalanılmıştır.

Kas 02

Hani!

Aslında çok zor bir yazı olacak bu, biliyorum.

Hani dosttuk, hani kardeştik, hani hep beraberdik, hani her zaman yanımda olacaktın!

Hani adaletliydik, hani daima eşitlikten yanaydık, hani insanları kırmak incitmek yoktu, hani karşımızdakinin yüreğini kelimelerimizle ya da hareketlerimizle zedelersek ‘özür dilemek’ en büyük erdemdi!

Şimdi “gideceğim” diyerek Chris hocanın odasından çıkıp siyah köşede “Dergi kuruyoruz” dediğimde “Ben spor yazarım” dediğindeki mutluluğumu alıp götür müyor musun? Belki kızacaksın, belki ne gerek vardı şimdi bu tantanaya diyeceksin ama olmuyor böyle! Çekip gitmek, vazgeçmek çözmüyor sarpa sarmışlıkları ya da karşılıklı kırgınlıkları.

Hani kolay yolu seçmezdik, hani vazgeçmezdik, hani örnek olmalıydık…

Bana öğrettiklerini unuttun mu?

İlla arkadaşlığımızın ilk yıllarındaki gibi saçlarından mı çekiştirmem gerekiyor?

Sorularıma cevap istiyorum hem de hepsine!

Pis holigan ne olacak =)

Not: “Spor yazacağım ben” dediğinde gözlerindeki ışıltıyı “Ben gidiyorum” derken görmediğime göre bu derginin editörü olarak hiç bir yere gitmene izin vermiyorum!

Eki 19

Geleceğin KOÇ’ları!

81 il…

250 okul…

8000 meslek liseli öğrenci…

 

Milli Eğitim Bakanlığı, Koç Holding ve Vehbi Koç Vakfı tarafından ortaklaşa yürütülen “Meslek Liseleri Memleket Meselesi” adlı proje ile binlerce genç yetiştirilip, sonrasında kendilerine  Koç bünyesinde istihdam sağlanıyor.

 

Nasıl mı? Gelin inceleyelim.

 

İlk burslarını 2006-2007 eğitim öğretim yılında veren Koç Ailesi, burs vereceği gençleri seçerken maddi durumlarının yetersiz olması, öksüz/yetim olmaları, şehitlerin ve terör mağduru ailelerin çocukları olmak üzere başarılı olması, disiplin cezasının olmaması gibi kriterler istiyorlar.

 

Seçilen gençlere 10 aylık olmak üzere kendi adlarına açılacak hesaplara bursları yatırılır. Verilen burslar Haziran ayı sonunda kesilir ve gençlere eğitim aldıkları branşta Koç Holding bünyesindeki şirketlerde staj imkanı sağlanır.

 

Stajını şirket sorumluluklarını yerine getiren, stajını başarı ile tamamlayan ve şirket çalışanı olup stajyerlerin koçları olan çalışanların stajyerler hakkında vereceği olumlu raporlar sonucu meslek liselerinden mezun olan gençlere Koç Holding bünyesinde istihdam önceliği tanınır.

 

Ülkemizin en büyük şirketler topluluğundan olan Koç Holding bunları yapıyor. Peki biz ne yapıyoruz?

“Biz Koç muyuz?” demeyin, “Koç olabilir miyim?” ya da “Bunca hayvan varken Koç olabilir miyim?” deyin.

 

Kaynak:

 

http://www.mesleklisesimemleketmeselesi.com/tr-TR/

 

Eki 04

Dünya Çocuk Günü

“Ekim’in ilk Pazartesi günü,

2009 yılına göre Ekim’in 5′i;

Dünya Çocuk Günü,

Çocuklarımızın günü…”

Dünya’daki çocukların hepsinin günü bugün. Bazılarının bu hayattan çok fazla isteği ve beklentisi varken, bazılarının ise karnını doyurabilecek bir ekmek bile olabiliyor arzusu. Hepsi ortalama aynı yaştalar ama hepsi farklı coğrafyalarda doğmuş, farklı eğitimler almış, farklı düşünceleri benimsemiş ailelere sahip ve farklı maddi koşullarda büyümüş çocuklarımız.

Bugün onların günü…

Belki de sadece bugün; onların elinden tutup, söyledikleri herşeye hoşgörüyle yaklaşmak gerekiyor.

Belki de sadece bugün; onların yaptığı hatalara kaş çatmak yerine onları sevgiyle kucaklamak gerekiyor.

Belki de sadece bugün; onların da kendilerine ait bir günü olduğunu onlara hatırlatıp, çiçeklerle hediyelerle onların gününü kutlamamız gerekiyor.

Gelin şimdi çocuklarımızın Dünya çocuk günü ile ilgili düşüncelerini .

picture-1002_1“Eğer dünyaya bir daha gelme şansım olsaydı, savaşsız, huzurlu, menfaatsiz bir dünya isterdim. Her çocuğun rahatlıkla oynayabileceği parklar, kütüphaneler, modern spor tesislerinin yapılmasını isterdim. Bizim ülkemizde ne yazık ki böyle imkanlar yok, o yüzden çocuklar kısıtlı imkanlarla büyüyor. Doğayı ve dünyayı; yangın, sel, toprak kayması gibi felaketlerle cezalandırmamalıyız. Çünkü doğa ceza yerine ödül hak ediyor. Çiçek, fidan dikerek onu ödüllendirip mutlu edebiliriz. Sokaklara attığınız pet şişelerin ve naylon poşetlerin ne kadar yıl sonra yok olduğunu düşündünüz mü? Şimdi düşünmüyorsunuz ama ilerde yeni nesillerin başı büyük belada. Biz çocuklar sizlerden sadece biraz  daha  dikkatli  olmanızı istiyoruz.  Mis  gibi ağaç, çim, çiçek  koklamak  varken neden  gidip  pis  çöp  kokularını koklayalım  ki. Şu  içinde  olduğumuz   güzelim  dünyayı ve  doğayı fark  edemediniz. Dünyanın  güzelliğini  fark ettiğiniz   zaman  ise,  iş işten   ne  yazık  ki  geçmiş olacak. “

İpek Mayda / Melih İsfendiyar İlköğretim Okulu 7. sınıf

ardad

Biz çocuklar geleceğin büyükleri olarak, bizlere gereken eğitimin ve korunmanın verilmesini istiyorum. Bizleri okullarda veya dışarı  hayatımızda korumaları gerekir. Okullarımızda da iyi bir eğitim verilmelidir. Her çocuk bu haklardan eşit bir şekilde yararlanabilmelidir.  Özellikle muhtaç durumda olanlara gerekli koruma gösterilmelidir. Ayrıca biz çocuklara sosyal aktivite de sağlanmalıdır. Mesela Dünya Çocuklar Günü sadece şiirlerle kutlanmasın. Eğlenceli şeylerde yapılsın. Şenlikler düzenlensin, geziler yapılsın, daha güzel kutlamalar olsun. Muhtaç durumdakiler de ziyaret edilsin. Her okul farklı şekilde kutluyor hatta bazı okullar buna önem vermiyor. Bence bütün okullar aynı şekilde kutlasın. Ayrıca geleceğin büyükleri olan biz çocukları bir gün değil her gün kutlayalım. Herkesin Dünya Çocuklar Günü kutlu olsun…

Arda Şahin / Mareşal Fevzi Çakmak Pakmaya İlköğretim Okulu 6. sınıf

Eyl 29

Akademik Temsilci

Merhaba,

Bugün sizlere bölümümüz bünyesinde her yıl seçilen “Akademik Temsilciler” ile ilgli bir şeyler paylaşmak isityorum. Bu sene 1 Ekim 2009 Perşembe günü seminer dersinde seçilecek olan “Akademik Temsilciler” hakkında unutulan ya da bilinmeyen noktalara dikkatini çekeceğim. Buyrun hep beraber neymiş bu “Akademik Temsilci” öğrenelim. =)

“Akademik Temsilci” ne yapar?

Seçilen akademik temsilciler, haftalık bölüm toplantılarına girerek öğrenciler ile hocalar arasında köprü görevi üstlenip, öğrencilerin yani bizlerin sorunlarını hocalara aktaracak ve bunun dışında bölümde yaşanılan olaylar hakkında olumlu /olumsuz (ama yapıcı!) fikirlerini savunabiliecekler.

“Akademik Temsilci” kaçıncı sınıfta olmalıdır?

1., 2., 3. ve 4. sınıflardan birer kişi seçilerek bu görevi üstlenirler.

“Akademik Temsilci” nasıl seçilir?

Bu görevi yapacağını düşünen öğrenciler seminer dersinde aday olduklarını arkadaşlarına dikte ettikten sonra açık oylama yani el kaldırma yöntemi ile seçim yapılır.

“Akademik Temsici” olan kişi daha sonraki yıllarda da bu göreve devam eder mi?

Seçilen akademik temsilcinin görevi bir yıldır. Daha sonraki dönemlerde tekrar aday olup, eğer bir kez daha seçilirse, akademik temsilciliğe devam edebilir.

Eyl 20

Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine!

Çok mutlu bir günün hazırlıkları için yardıma çağırıyor arkadaşım. Arkadaşım dediğime bakmayın, dost gibi hatta kardeş gibi bir arkadaşlık bizimki. Benim ne kadar durağan ve sade bir hayatım varsa, onun benimkisinin tam tersine sürekli hareketli ve ilginç olaylar silsilesi olan bir hayatı vardır. Genelde başımız sıkıştığında ilk aklımıza birbirimiz geliriz ve “Bu konuda işin içinden çıkamıyorum.”, “Bu konuda yardıma ihtiyacım var.” ya da “Şu konuda değişik bir fikre ihtiyacım var.” şeklinde cümleler kurarız birbirimize.

İşte yine buna benzer bir cümlesinden sonra, atlayıp otobüse 1 saat sonra yanında alıyorum soluğu. Derdi büyük! Anlattığında o kadar çok gülüyorum ki; kızıyor. “Alt tarafı evleniyorsun” dediğimde ise küçücük bir çocuk gibi alt dudağını büzüştürüp gözleri doluyor. Kıyamıyorum, “Tamam hallederiz de nasıl enteresan bir şey istiyorsun” diyorum. Önüme orta boy bir koli getiriyor. İçinde onlarca davetiye ve nikah şekeri var. Sinirlerim bozuluyor, tekrar gülmeye başlıyorum. “Her şey karşılıklı, sen de bir gün evleneceksin, ben de o zaman sana güleceğim.” diye tehdit edince sinirlendiğini fark edip “Haydi bilgisayar başına.” diyorum.

Araştırmaya başlıyoruz. Benim beğendiğim renksiz sade ama şık davetiyeleri beğenmiyor, rutin şekilde her 5 dakikada 1 kez “Of hepsi aynı, ne yapacağız biz?” diyor. “Emre bir şey yapmıyor ki; sen boşuna dert edinmişsin” diyorum. Kaşlarını çattığını görünce hızımı arttırıyorum.

Karşımıza tesadüfler sonucu çıkan bir sitedeki davetiye ve nikah şekerlerini gösterip tanışmalarına gönderme yaparak “Ağaç sayesinde tanıştınız, ağaç sayesinde evlenin” diyorum. Başlıyor ağlamaya, bir taraftan da “Evet, evet kesinlikle bunlar olmalı” diyor. Neye ağlıyor, bu sefer ağır bir pot kırdım diye düşünüp, nasıl özür dilemeliyim diye zihnimi zorlarken kollarını boynuma dolayıp sımsıkı sarmalıyor, “Sen harika bir insansın” diyor. İyice aptal oluyorum!

Aslında içteniçe bende çok beğeniyorum davetiye ve nikah şekerlerini. Çünkü davetiyeler davetiye gibi, nikah şekerleri nikah şekeri gibi değil! Peki nasıl mı?

nikah_011

Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı(ÇEKÜL) evlenecek çiftlere 7 Ağaç Ormanları’nda bütçelerine ve düğünlerine gelecek misafir sayısına uygun korular oluşturmalarına önayak oluyor. Çok zarif ve minik çiçeklerle süslenmiş nikah şekeri minik bir rulo kağıttan ibaret. Üzerindeki minik çiçeği sıyırıp kağıdı açtığınızda, içinde düğün sahiplerinin oluşturduğu koru hakkındaki bilgi görünüyor. Yani size nikah ya da düğünlerde verilen şekerler yerine düğün sahiplerinin korusuna fidan dikmek için gittiğinizi görüyorsunuz. Aynı şekilde; nikah şekerleriyle uyumlu davetiyeleri de ÇEKÜL’den almanız mümkün. Sonra fiyatlarına bakıyoruz ve alışılagelmiş davetiye ve nikah şekeri fiyatlarıyla aynı olduğunu görüyoruz.

Sonrası mı? ÇEKÜL’e telefon açılıyor. Sayı veriliyor, hesaplarına para yatırılıyor. Tabi doğal olarak; ben arkadaşıma dönüp “İlk davetiye bana gelmezse o nikaha izin vermem.” diye muzurluk yapıyorum.

Ben mutlu, arkadaşım mutlu… Atlayıp otobüse geri dönüyorum.

Düşünün bakalım? Kaç kişiden böyle bir davetiye ya da nikah şekeri aldınız? Türkiye’yi yeşile kavuşturmak bizim elimizde, yeter ki isteyelim!

Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine =)

Merak edenler için kaynak;

http://www.cekulvakfi.org.tr/icerik/icerik.asp?sayfaID=152

Eyl 06

Özel çocuklar… Özel çikolatalar…

Arkadaşım attığı minicik bir linkten ulaşıyorum Sayın Berrin Gürcan’a… Hemen iletişime geçip kendisiyle görüşmek için randevu alıyorum. Berrin Hanım’la anlaştığımız gün ofisine gidiyorum… Öncelikle şık bir tabakta sunulan çikolataların tadına bakıyorum. Çikolataların dilimde bıraktığı o muhteşem tatla birlikte minik, sade ve şık bir ofiste Berrin Hanım’ın güzel sohbetinden öğrendiklerim; bana hem hayat dersi oluyor hem de insan sevgisini bir kez daha öğretiyor.

Tekstilden çikolataya ve pasta süslemeye… Nasıl karar verdiniz?

Nasıl karar verdim? Karar vermedim aslında. Olaylar beni sürükledi. Tekstil yaparken yani hobi olsun ya da terapi diye sürekli mutfakla uğraşırdım. Bir yandan da yemek kitapları ve mutfak malzemeleri toplardım. Bunlar bir kenarda birikti, birikti, birikti… Sonra artık tekstile yeter dedim. Ne yapabilirim diye düşünürken, bir de benim fotoğrafçılık hobim var yemeğin dışında.Fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. İşte yemek var, fotoğraf var bu ikisinden ne çıkar diye düşününce yemek kitabı çıkar…Doğal olarak yemek kitabı çıkarmaya karar verdim. İşte tariflerimi seçip eleyip içinden belli başlılarıyla hem yapayım hem fotoğraflayayım hem de yemek kitabı yapayım dedim. 3 proje düşündüm: Biri çikolata biri Ege yemeklerı çünkü ben Egeliyim, Denizliliyim, biri de makarnalar, pilavlar… Bunlarında Türk toplumuna iyi geleceğini düşündüm. Ama en cazip olanı çikolataydı. Önce çikolatadan başlayıp sonra ikinciyi sonra 3. yü çıkarırım. İşte çikolatandan başladım, tabi 2. ve 3. yarım kaldı. Çikolataya öyle bir daldım ki çıkamıyorum şimdi. Böyle yani hikayem.

Kaç yıl tekstille uğraştınız?

Bizim aile firmamız var ve 3 kuşaktır tekstilciyiz. Dedeler ve daha büyük dedeler bile tekstilcidir, bilmiyorum. 16-17 sene kadar çalıştım ben kendi firmamızda. Ondan sonra hem biraz yoruldum o işten, hem de kızım işte İstanbulda okumaya gelince ben de gelip İstanbul’a yerleştim. Yani bırakmak istedim.

Çikolata fabrikası… Bize biraz anlatır mısınız neler yapıyorsunuz?

Biz burda el yapımı çikolatalar yapıyoruz ve bunların yapımını öğretiyoruz. Workshoplar yapıyoruz. İşimizin büyük bir parçası bu aslında. Konu ilginç çünkü evde çikolata yapılabileceği de ilginç geliyor insanlara. Bu nedenle katılmak istiyorlar.Çalışma sürecimiz çok keyifli geçiyor. Çikolata yaparken çok eğleniyoruz. Hem yapıyoruz hem yiyoruz hem de yaptıklarımızı evlere götürüyoruz. İşte evdekilere ya da çevremizde kim varsa ikram ediyoruz. Çok keyifli geçiyor ve bu tarafımız biraz daha ağır basıyor.

resim-001_11

İnsanlara yaratıcılığı mı yoksa el becerisini mi öğretiyorsunuz?

Çok el becerisi değil. En küçük 3,5 yaşında katılımcım bile oldu ama bir şekilde oluyor. Sonuçta bir şekilde oluyor ve bir ürün ortaya çıkıyor. İlk workshopta en temel bilgileri veriyorum. Bu bilgileri öğrendikten sonra bunu nasıl geliştirebileceklerini öğretiyorum. Kimisi eğlenmeye kimisi öğrenmeye geliyor. Öğrenmeye gelenlerin soruları daha detaylı oluyor ve bende anlatmaya çalışıyorum.

Peki workshoplarda katılımlar kaç kişilik oluyor?

Benim yerim küçük. Bu nedenle sayıyı az tutmaya çalışıyorum. Maksimum 8 kişilik oluyor.

3,5 yaşında katılımcım bile oldu dediniz… Çocuklarla hiç çalıştınız mı?

Ben insanları çok seviyorum. Çocuklarla tabiki çalışmalarım oluyor. Çocuk ya da büyük diye ayırt etmiyorum. Genellikle yanlarında yetişkin büyükleri oluyor. Ben de bir anne olduğum içim iletişim kurmakta zorluk çekmiyorum.

Gelelim “Çikolata Fabrikası” kitabınıza, yani çikolatayla buluşmanızın başına… Kitabınızda en beğenilen ve tutulan tarif hangisi sizce?

Hepsi birbirinden güzel. Özel olarak şudur budur diyemeyeceğim. Zorluk derecesine göre herkesin beğenisi farklı olabiliyor. Kolay tarifler var onları bazen kızım bile yapıyor. Zor olanlar da var. Bu nedenle o güzeldir bu daha az beğeniliyor kolaydır zordur diyemeyeceğim. Herkes kendine uygun olanı seçiyor.

Tariflerin hepsi sizin deneyip yanılarak bulduğunuz ürünler mi?

O tariflerin hepsi benim mutfağımda yapılmış ve salonumda fotoğraflanmıştır, fotoğrafların üzerinde hiç bir oynama yoktur. Direk mutfaktan masaya, masadan fotoğrafa, fotoğraftan kitaba…Zaten onlar yüzlerce fotoğrafın içinden seçildi…

Eğer tariflerinizden biriyle kendinizi tanımlamanız gerekse bu hangisi olurdu?

İlk tarifim çok güzel. Ebruli pasta… O olabilir mesela, karışık, her renk var…

Evlisiniz ve çocuğunuz var?

Bekarım ve bir kızım var. Uzun zaman oldu eşimden ayrılalı.

Peki kızını var. Kızınız en çok hangi pastanızı seviyor?

Çok kolay bir tarifim var kitapta. Onu yapıyor ve çokta başarılı oluyor. Çikolatalı muzlu bir sigara böreği gibi birşey. Yapılışı kolay, sunumu muhteşem yani çok havalı görünüyor. Güzel ama çok basit bir tarif. Bu işe yeni başlayanlara özellikle tavsiye ederim. Gerçekten çok çok güzel bir tarif.

2

Peki engellilerle çalışma fikri nasıl ortaya çıktı?

İZEV Vakfında çok tatlı bir kızımız var, adı Zeynep. Zeynep yaptığımız workshopleri duymuş. O bu işlerle gönüllü olarak uğraşıyor. Berrin Hanım, bizim çocuklarımızla da çikolatayla ilgili birşey yapar mısınız dedi. Bende memnuniyetle ve zevkle kabul ettim.Ne yapacağımı bilemeyebilirim siz bana yardımcı olun dedim. Hiç problem değil dediler. Onların yerinde yaptık, çokta keyifli oldu. 50 kadar çocuğumuz vardı. Çocukta demeyeyim, 18 yaş ve üzeri gençlerdi. Onların yeri Sarıyer’de muhteşem bir vakıf binaları, onun yemekhanesinde yaptık. Çocuklar da çok sevdi, ben de çok sevdim.

Peki 50 gençle aynı anda mı çalıştınız?

Evet aynı anda yaptık ama tabiki oradaki arkadaşlar da bana yardım etti. Gayet iyi oldu yani.

Engellilerle çalışmak zor muydu?

Çok zevkliydi, ben bayıldım. Onların yaklaşımı çok farklı ve çok enteresandı. Çok zevkliydi.

Kızınızın engellilerle çalışmanıza tepkisi nasıl oldu?

Bu durum ailemin çok hoşuna gitti ve sürekli olarak beni desteklediler. Bir taraftan da tabi yanlış anlaşılmasın, biz sağlıklı olduğumuz için çok şükrettik. Evladım, eşim dostum sağlıklı olduğu için çok şükrettik. Biz onlara özürlü demiyoruz, onlar bizim için özel çocuklar ve biz onlara “Özel Çocuklar” diyoruz. Çok güzel bir dünyaları var, bakış açıları çok farklı. Sonra herşeye bakışları çok farklı. Benim için çok enteresan bir deneyim oldu.

Peki engellilerle daha sonraki yıllarda da çalışmayı düşünüyor musunuz? Bunun sürdürülebilirliği var mı?

Tabiki neden olmasın, elimden geldiğince, imkanlarım el verdiğince yapmaya niyetliyim. Mutlaka bulup ulaşacaklardır. Hiçbir zaman hayır demem.

Bunun dışında engellilerle yaptığınız herhangi bir çalışma var mı? Ya da üye olduğunuz vakıf ya da kuruluşlar?

Şu anda bir proje yok. Ben tek başıma işlermi yaptığım için çok yoğunum. Benim de gönlümden geçen onlara ulaşmak ama benim onlara ulaşmam iş yoğunluğum nedeniyle çok zor. Onlar bana ulaştığı zaman işler çok daha kolaylaşıyor. Hiçbir zaman hayır demem, inşallah ileride de böyle çalışmalar yapacağız.

Peki gündemi meşgul eden “açılımlar” var… Ve Türkiye’de kayıtlı 8.5 milyon engelli var… Siz engelliler için bir “Engelli açılımı” yapmış olsaydınız?

Çok zor bir soru sordunuz.Bu benim tek başıma altından kalkabileceğim bir konu değil.

Ben bu soruyu sadece çikolata fabrikasının yaratıcısına soruyorum.

Yani birçok şey var. Bir kere en başta onları toplumun içine almak, dışlamamak gerekiyor. Hayatın içinde onları görmemiz gerekiyor, oysa onlar hep hayatın dışındalar. Aileler bir şekilde onları içerde kapalı tutuyor. Gerçi bizim fiziki şartlarımızda buna uygun değil. Yani özürlü bir çocuğu, özrü ne olursa olsun, dışarı çıkarma gibi bir şansınız yok. Bedensel engellilerin yürüyebileceği yollarımız yok. Zihinsel engelli bir çocuk kendi hayatıyla baş edebiliyor olsa bile yalnız bırakma gibi bir şansınız yok çünkü etrafa güvenemeyiz böyle birşey için. Onun için aileler aşırı korumacı davranıp toplumdan soyutlamaya çalışıyorlar bu çocukları. Yaptığımız en büyük yanlış bu bence. Yurtdışına gittiğim zaman da görüyorum ben, insanlar gayet rahat engelli çocuklarıyla herşeyi yapıyorlar. Normal günlük hayattan çekmiyorlar o çocukları. Bizde ise ya eve ya okula kapatılıyor o çocuklar.

Peki neden aileler engelli çocuklarını okula ya da eve kapatıyorlar?

Dediğim gibi fiziki şartlar ve ikinci neden ise çok aşırı korumacı davranıyorlar.

Korumacı mı yoksa türk toplumunun bakış açısından mı?

Yani o konuda art niyetli olmak istemiyorum. Çocuklarından utanıyorda saklıyorlar anlamında düşünmüyorum ama aşırı korumacı davrandıklarını kesinlikle düşünüyorum. Yani o çirkin birşey. Allah’a çok şükür evladım sağlıklı ama sağlıklı olmasaydı da hiçkimseden hiçbir şekilde utanmazdım. O da dünyanın en güzel varlıklarından biri ki dediğim gibi onların dünyaları içlerine girince anladım ben çok farklı yani bakış açıları çok farklı Siz birşeyler anlatırken o başka birşey farkediyor ve size dönüp hiç aklınıza gelmeyen birşey soruyor.

Mesela siz pasta süslemeyi öğretirken ne gibi sorular sordular?

Mesela ben çikolata gösterirken tırnağımdaki oje dikkatini çekiyor. “A sen neden kırmısı sürmedin, neden beyaz sürdün” diye soru soruyor. O anda başka birşeye bakıyor. Enteresan bir deneyim. Şu an ilk aklıma gelen örnek bu oldu. Yani “Arkadaşlar bunu böyle yapacağız” dediğim zaman hepsi beraber dinliyorlar ancak “Haydi yapalım” dediğim zaman yapmaya başlıyorlar. Tabi ki eğitimli çocuklardı benim karşılaştığım çocuklar.

Peki yurtdışında engellilerle ilgili herhangi birşey yapayı düşünür müsünüz?

Yurtdışında yapabileceğim birşey oldugunu zannetmiyorum. O kadar büyük değilim. Ve onlar zaten bir şekilde sosyal imkanları çok çok fazla olan çok çok gelişmiş konumdalar diye düşünüyorum.

Eski yazılar »

Kafein Cs-dergi

  • - Kafein ... -
    Kafein Canlandırır...

    Kafein Tanıdıktır...

    Kafein Uyandırır...

    Kafein Bağımlılık Yapar...




  • Ana Sayfa
  • '// Editörden
  • 'Aitsiz Kimlik
  • 'Ayna Ayna
  • 'Çizgi
  • 'Kolektif
  • 'Lezzet Köşesi
  • 'Sayılar ve Hayat
  • 'Seksek
  • 'Sinema
  • 'Spor
  • Aramızdan Ayrılanlar

© Kafein Cs-dergi. Bazı hakları saklıdır.
Tema [Smashing Magazine]

Yukarı Çık