• Ana Sayfa
  • '// Editörden
  • 'Aitsiz Kimlik
  • 'Ayna Ayna
  • 'Çizgi
  • 'Kolektif
  • 'Lezzet Köşesi
  • 'Sayılar ve Hayat
  • 'Seksek
  • 'Sinema
  • 'Spor
  • Aramızdan Ayrılanlar
Blue Orange Green Pink Purple

Yazar arşivi

Arşiv'de arama yapmak için:

Mar 08

Emre Kaan Akçay

Bölüm I:  Kimlik








  • Adın nedir?

Emre Kaan Akçay.

  • Kaç yaşındasın?

23.

  • Kaçıncı sınıftasın ?

2.5 ‘tan 3.

  • Nerede yaşıyorsun?

İstanbul.

  • Kaç kardeşsiniz?

2 kardeşiz. Bir tane erkek kardeşim var.

  • Favori filmin? Oyuncun? Müzisyenin?

Film ->  Fight Club,

Oyuncu -> Erkan Can,

Müzisyen -> Tarkan, Sezen Aksu.

Biraz ilgilendiklerin, fobilerin ve iğrendiklerinden bahseder misin?

İlgilendiklerin : Arabalar, Drift ,Poker, Web Tasarımı.

Fobilerin : Muhabbet Kuşu :D   Ve kahkahalar kopar aramızda.

İğrendiğin : Emo’lar.

  • Takıntın var mıdır? Varsa nelerdir?

Kanka, takımtım yok.

  • Yanında  muhakkak ne bulunur?

Cüzdan , telefon , anahtarlığım.

Bölüm  II: Çağrışım

Şimdi sana birkaç kelime söyleyeceğim, bana ilk aklına geleni tek kelime olmak kaydıyla söyle lütfen.

Ruh : Üç harfliler,

Sabah : Okul başlangıcı,

Arkadaş : Olmazsa Olmazım,

Parfüm: Axe,

Gece hayatı : Alkol,

Güzellik : İçimizde.



Bölüm III: Tek Cevap

Şimdi soracağım sorulara da tek kelimelik/cümlelik cevaplar ver lütfen.

  • En büyük amacın?

Güzel ve düzenli bir hayata sahip olmak.

  • En büyük hayalin?

Mezun olabilmek. Bunu başarınca bütün hayallerimi gerçekleştirebileceğim.

  • Peki bunun için çabaların neler?

Evet, artık bende okula gelenlerdenim.

  • En çok sevdiğin yiyecek/içecek?

Yiyecek : Et,

İçecek: Ice Tea, ayran.

  • Uyandığında ilk yaptığın şey?

Tekrar uyumayı düşünmek.

  • Uyumak için gözlerini kapadığın zaman neler gelir gözlerinin önüne?

Göz kapaklarım… -Kahkahalar gene kopar bu sefer durmayacak sanırsam. Bu kötü şakayı geçersek,-

Biten gün hakkında kısa bir öz eleştiri filmi.

  • Canın sıkıldığında ne yaparsın?

Yürüyüşe çıkarım ya da arabayla güzel bir müzik eşliğinde nereye gittiğimi bilmeden yol alırım.

Bölüm IV: Esas Adam

  • Aynaya sık bakar mısın, baktığında ne görürsün?

Her sabah mütemadiyen bakarım.  Koca kafa Emre’yi görürüm.

  • Sık hata yapan bir insan mısındır?

Sık sık hatalar yaparım.

  • Peki Emre, Hatalarından ders çıkarma konusunda başarılı mısın?

Sürekli hata yapacak, hataları tekrarlayacak kadar vaktimiz olmadığı için. Evet, hatalardan ders çıkarma konusunda başarılıyımdır.

  • Kendinde asla olmayacağını düşündüğün bir sıfat var mı?

Karaktersiz.

 

  • Kendinde olmasını çok istediğin bir sıfat var mı peki?

Mezun.

  • Sık rüya görür müsün? Rüyaların seni ne kadar etkiler?

Evet, Görürüm. Tebessüm ettirecek kadar.

  • Rüyanda en çok nereyi/neyi/kimi görmek isterdin?

Yüzüme gülüp arkamdan konuşanların kim olduklarını görmek isterdim.

  • Sadece görmek mi istersin yoksa iki çift lafın olur mu?

İki çift lafı bile çok görürüm.

  • Senin için çok özel olan bir mekan var mı?

Çengelköy.

  • Geçmişi çok sık düşünür müsün?

Hem de çok.

  • Seni anında bir insandan soğutacak bir tavır var mı?

Boş konuşması.

  • Bir insanda senin çok ilgini çeken bir sıfat var mıdır peki?

Saf.

  • Ölümden korkar mısın? Nedir senin için ölüm?

Valla korkmam. Bedenin dinlenmesi. Ruhun da doruklara ulaşması : )

  • Dünyaya bir kere daha gelmek ister miydin?

Hiç düşünmedim ama tekrar dünyaya gelmek büyük bir kumar olurdu herhalde.

  • Pek anlamadım, nasıl bir kumar, masaya ne koyuyorsun?

Ya bir daha Chris’le tanışamazsam :)

  • Dünyaya bir kere daha gelseydin, kendini hariç tutarsak kim olarak gelmek isterdin?

Kendini bilen biri olmak isterdim.

  • Hayatında en çok hoşlandığın insandaki en önemli sıfat ne olurdu?

Sadık.

Birazda Seni merak eden kızlar için sorular soralım;

  • Sık aşık olur musun?

Hayır.

  • Aşık olman için gerekli olan en önemli şey nedir?

Duygularımın mantığımın önüne geçmesi.

  • Karşı cinste dayanılmayacak kadar rahatsız edici bulduğun bir şey var mı?

Argo konuşması.

  • Peki, Karşı cinste dayanılmayacak kadar cezbedici bulduğun bir şey var mı?

Umursamaz tavırları olması.

  • Tarihte en çok neyi icat etmiş olmak isterdin?

Elektrik.

  • Kendini bildin bileli başarılı/başarısız olduğun alanlar nelerdir?

Başarılı olduğum alanlar; Bilgisayar, dostluk ilişkilerim.

Başarısız olduğum anlarlar dersek; aklıma gelmiyor.

  • Hangi mesleği asla yapamazdın?

Asla yapamayacağım bir meslek yok sanırsam.

  • Çocukken ne olmak isterdin?

Futbol oyuncusu.

  • Çocukken yaptığın en büyük yaramazlık neydi? Bize anlatır mısın?

Yaramazlık değil de bir kere balıkları sabunlu suyla yıkamışlığım vardır.

Hatta sonrasında uyudular diye yatırmıştım.

  • Peki, nereye yatırdın balıkları, üşütmemişlerdir umarım?

Yatağımın altına.

  • Günlük hayatta en çok kullandığın kelime/kalıp?

“ O değil de, Ne dicem bak.. “

“ Sen söyle “

  • Mutlu olduğunda / hüzünlendiğinde dışarıya belli eder misin?

Ederim.

  • Sebepsiz yere mutlu olur musun?

Ben deli değilim :D

  • Hayatın boyunca mutsuz olmanı garantileyecek bir şey var mıdır dünyanda?

Yok ya…

  • İnsanlardan sakladığın çok şey var mıdır?

Keşke becerebilsem.

  • İnsanlardan çok kazık yer misin? Biraz daha açalım, nedir insanlardan kazık yemek senin için?

Valla doydum diyebilirim. Düşündükleri ile hissettirdikleri arasında uçurumlar olduğunu fark etmem.

  • Küçükken oynamayı en çok sevdiğin oyun neydi?

Kutu kolayla maç yapmak .

  • Senin sen olmanda çok büyük etkisi olan bir kişi var mı?

Ailem.

  • Yapılan hataları kolay affeder misin?

Sayılır.

  • Senin asla yapmayacağın bir şey var mıdır?

Hatalı sollama yapmam :)

  • Sana göre hayattaki en önemli kavram nedir?

Dedikodu.

  • Yalnız kaldığında en çok neyle uğraşırsın?

Bilgisayarımla.

  • Ölmeden önce muhakkak görmek istediğin bir yer var mı?

Gördüklerim yeter.

  • Karakter olarak kendinde bulduğun en iyi ve en kötü özellik nelerdir?

Hakikiyimdir.

Dedikoducuyumdur.

Bölüm  V: Sıradan Hayat

  • İmkanın olsa nerede yaşamak isterdin?

Didim.

  • Gece hayatını sever misin?

Severim.

  • En sık nereye gidersin?

Karşıda Fenerbahçe’ye, Bu tarafta Maçka’da takıldığımız Fua Cafe’ye.

  • Mükemmel bir Pazar kahvaltısında ne vardır senin için?

Deniz manzarası.

  • Uyandığında en çok neyi görmekten mutlu olursun?

Sayısız cevapsız çağrılardan.

Bölüm VI: Sözlük

Sana söyleyeceğim kelimelerin kendi dünyandaki tanımlamalarını söyler misin?

Kıro : Oturup kalkmasını bilmeyen adam.

Şarkı:  Ruhun dinlenmesi.

Gök gürültüsü : Gök gürültüsü nedir kanka ya, niye soruyorsun bunu bana şu anda.


Ve Röportaj biter Emre’ye teşekkürler.

Oca 25

Editörden…

Merhaba,

Size uzaklardan,  Akdeniz’in fırtınalı sahillerinden yazıyorum. İstanbul’un beyazlara örtüleceğini duyduğum anda kaçış planımı hazırlamıştım. İstanbul’un soğuyacak ruhundan, kar yağışından kaçayım derken, Antalya’nın manik depresif ruhunda, fırtınalı ve güneşli dengesizliğinde buldum kendimi. Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum tam anlamıyla.

Tatil her yerde güzel her zaman güzel geliyor/gelmeli insana. Hayatın güzel yanlarını görebiliyor ve anlarını yaşatabiliyoruz tatil olunca. Hava nasıl olursa olsun, zaman nerde geçerse geçsin dinlenebilmeyi, eğlenebilmeyi ve gülebilmeyi denemek lazım her an.

Herkesin tatilinin güzel geçmesini diliyor ve bu tatil gününde keyifle okuyacağınız bir Kafein Sayısı ile sizi baş başa bırakıyorum.



Oca 11

Editörden…

Merhaba,

2010 senesinin ilk Kafein sayısını yayınlamak üzere olmanın heyecanı ve mutluluğu içindeyim. Bu sene daha dolu, hızlı, eğlenceli ve anlamlı olacak gibi geliyor bana. Artık çıktığım tatilden dönme zamanı, anlattığım şeyi değiştirme zamanıdır. Mevlana’nın şu sözünde dediği gibi;

“Ne varsa düne dair /Dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni bir gün /Yeni bir şeyler söylemek lazım. “

Biraz düşünülesi olsun bu anlatım, herkes devamını kendi doldursun isterim…

O halde, güzel bir Kafein sayısıyla sizi baş başa bırakıyorum.

Ara 28

Editörden…

Herkese Merhaba ,

Bu dergiyi yayınladığımız saatlere yakın final maratonuna start veren arkadaşlarımız olacak. Artık herkesin gözünde  “bitsin bu dönem” bakışları oluşmuş durumda. Şu finalleri de kazasız belasız bir şekilde atlatıp, biraz dinleneceğimiz bir tatile doğru derin bir nefes alıp başlayalım. Finaller de olsa tatil de olsa Kafein’ e bir göz atmadan olmaz, bu da kulağımıza küpe olsun.

Bu hafta Ercan’dan kendi yazısına çok şak şak var. Aramızda kalsın gerçekten süper bir yazı olmuş. Buradan hızlıca Bahar’ın yazısına geçmek istiyorum, beni gene düşündürtmeyi başardı, peki ya sizi başarabilecek mi? Ben şimdilik bu sayıyla ilgili bu kadarla yetineceğim.

Sınavlarınızda başarılar dilemeden önce son bir şey istiyorum. Lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşın.

Sınavlarınızda başarılar .

Finallerin sonuna doğru görüşmek üzere.

Arda Eren


Ara 14

İçermiydik bir kadeh

 


Şarap

Can Burak Çilingir tarafından çekilmiştir. “O An” ı yakalayan sanatçımıza teşekkür ediyoruz.


” Yarra asma bahcelerinden sizin icin getirdik. Yerring mi, yemeying mi? Bal, seker olsun. ” Can Burak Çilingir

” o yea :) ” Uğur Çekmez

” Derinlik ve kompozisyon süper ama renk üzerinde çalışılması lazım,
dükkan etiketi bile kaçırılmamış, çok başarılı. :D

Şaka bir yana, Türkçe’yi lastik etmiştik evet ama Avustralya’ya kadar uzadığını görmek
enteresan olmuş ( – : ” Caner Derici

“Her gördüğümde yine yeni yeniden suratımda anlamsız bir tebessüm oluşturan şarap şişesi.

Bu sefer daha özel Can Burak tarafında bizlere sunuldu. ” Arda Eren

“Algıda seçicilik” Sezgi Şensöz

Kas 16

Hüp

hüp



“İçimizdeki çocukları öldürmemek…

Hep çocuk olmak…

İlla ki çocuk olmak…”

Bahar Beyaznar


 

“Tarkan klibinde bu çocuğun masumiyetini kullansa daha güzel olmaz mıydı : ) “Hüp diye içine çek beni”

Sezgi Şensöz


“Bütün bir dünyayı içime çekmek için çok ama çok ufağım, bütün bu safiyane uğraşım ondan..”

Ayşe Karaca


“
Scorpions’un ‘Life is too short’ parçası geldi aklıma..

Ne kadar saçma değil mi, hayat nedir deyip duruyoruz..

Bir “hüp” kadar kısa, ama küçük arkadaşımın gözlerindeki kadar uzun bir şeyi açıklamaya çalıştığımızın farkında mıyız acaba?

Bence değiliz..
“

Caner Derici



 

 


 

 

Tem 26

Bir veda busesi…

Kısa ve öz bir yazı olsun istemekteyim. Elveda denilen zamana ve elveda edilene göre göreceli bir şekilde tanımlanmaktadır benim için. Elveda edilen Kafein olunca insan biraz durup düşünmek istiyor birden yok ya, bence gayet güzeldi ve bu kadar erken olmamalı diyor. Sonrada dönüp bakınca kendine usulca ve sessizce anlıyor kısa bir elvedanın gerekli olduğunu.

Her gün yine yeniden teknoloji ile içişe (farkında olsak ta olmasak ta) yaşayacağımız bir güne uyanmaktayız. İnsan popülasyonunun büyük bir bölümü, teknolojiyi hayatında kullanırken bazı insanlarda teknolojiyi araştırmaya başlar, zamanla bu kitlenin de bir kısmı elenerek artık günümüz teknolojisini anlamak, kullanmak, takip etmek ve kısacası yaşamanın ötesinden artık gelecek teknolojisi ile ilgilenmeye başlayarak durumu bir üst noktaya taşırlar. İşte ben sanırsam bu konuda hayatın her yönünde kullanılan teknolojik gelişmeleri takip etmeye çalışırken birçok şeyi kaçırdığımı fark ettim. Bu noktada seçim çok basitti, ya bu yolda daha derinlere olanca gücümle ilerlemek ya da kaçırdığımı düşündüklerimi de yaşamak, araştırmak için zaman ayırarak bir denge kurmak.

Ben ikincisini seçtim, en azından şimdilik biraz daha hayatın her yönüyle ilgilenme ve zaman ayırma çabama devam edeceğim.

Kafein’e değil bu elveda, Teknoloji köşeme bunu da belirtmem lazım. Ki şu anda başka bir köşe ile sizlerle yeniden bulaşma ihtimalim olduğunu da hem sizlere hem de kendime söylemek istedim. Ve şunu da söyleyeyim Gidişim biraz suskun oldu, Dönüşüm muhteşem olacak…

Saygılarımla @Ren

Tem 12

Hacker Manifestosu

Güzel bir giriş yazmayı düşündüm, hacker manifestosunu açıklamaya çalışacak, neden yazılmıştır sorusunun cevabının arayışını kendi işselliğimde sizlerle paylaşamayı istedim. O zamanlar birhacker olmak neden o kadar önemli idi ve hackerlar neden suçluydu. Bu hacker olma yada olmama durumunun ötesinde bir felsefe miydi(?). Sonra dedimki, banane… Sırf burada bu manifestoyu sizlerle paylaşmak için öncesinde sizin kafanızı şişirme ihtiyacı niye… Sadece bu yazı yetmez mi… Bence yeter yetinemeyenler ise şanslılar, eminim merak edecek ve araştıracaklar. E o zaman sorun nerde(?) … Buyrun ister orjinal dilinde isterseniz de türkçe çevirisi ile …

The Conscience of a Hacker by Mentor Written on January 8, 1986
Another one got caught today, it’s all over the papers. “Teenager Arrested in Computer Crime Scandal”, “Hacker Arrested after Bank Tampering”…
Damn kids. They’re all alike.
But did you, in your three-piece psychology and 1950’s technobrain, ever take a look behind the eyes of the hacker? Did you ever wonder what made him tick, what forces shaped him, what may have molded him?
I am a hacker, enter my world…
Mine is a world that begins with school. I’m smarter than most of the other kids, this crap they teach us bores me…
Damn underachiever. They’re all alike.
I’m in junior high or high school. I’ve listened to teachers explain for the fifteenth time how to reduce a fraction. I understand it. “No, Ms. Smith, I didn’t show my work. I did it in my head.”
Damn kid. Probably copied it. They’re all alike.
I made a discovery today. I found a computer.
Wait a second, this is cool. It does what I want it to. If it makes a mistake, it’s because I screwed it up.
Not because it doesn’t like me… Or feels threatened by me… Or thinks I’m a smart ass… Or doesn’t like teaching and shouldn’t be here…
Damn kid. All he does is play games. They’re all alike.
And then it happened. A door opened to a world rushing through my phone line like heroin through an addict’s veins, an electronic pulse is sent out, a refuge from the day-to-day incompetencies is sought… a board is found.
“This is it… this is where I belong.” I know everyone here… even if I’ve never met them, never talked to them, may never hear from them again… I know you all.
Damn kid. Tying up the phone line again. They’re all alike.
You bet your ass we’re all alike… we’ve been spoon-fed baby food at school when we hungered for steak… the bits of meat that you did let slip through were pre-chewed and tasteless. We’ve been dominated by sadists, or ignored by the apathetic. The few that had something to teach found us willing pupils, but those few are like drops of water in the desert.
This is our world now… the world of the electron and the switch, the beauty of the baud. We make use of a service already existing without paying for what could be dirt-cheap if it wasn’t run by profiteering gluttons, and you call us criminals. We explore… and you call us criminals. We seek after knowledge… and you call us criminals.
We exist without skin color, without nationality, without religious bias… and you call us criminals. You build atomic bombs, you wage wars, you murder, cheat, and lie to us and try to make us believe it’s for our own good, yet we’re the criminals.
Yes, I am a criminal. My crime is that of curiosity. My crime is that of judging people by what they say and think, not what they look like. My crime is that of outsmarting you, something that you will never forgive me for.
I am a hacker, and this is my manifesto. You may stop this individual, but you can’t stop us all…
After all, we’re all alike.
Copyright © 1986 by Loyd Blankenship. All rights reserved

Hacker Manifestosu

—————– #—————

“Bugün bir diğeri daha yakalandı.Boydan boya gazetelerdeydi ”Bilgisayar suçu skandalında bir delikanlı tutuklandı”.

”Banka hasarından sonra bir hacker tutuklandı”…
Lanet olası çocuklar.Hepsi birbirinin aynı.
Ama siz üç-parçalı psikolajinizle ve 1950′lerden kalma teknobeyninizle hiç bir hacker’ın gözlerinin arkasından baktınız mı? Onu bu kadar sert yapan,onu buna zorlayan,onu böylesine bir kalıbakalıba döken neydi diyehiç merak ettinniz mi?
Ben bir hacker’ım, dünyama buyrun…
Benim dünyam okul ile başlıyor…Birçok çocuktan daha akıllıyım, bize öğrettikleri bu saçmalık beni sıkıyor…
Lanet olası başarısızlar. Hepsi birbirinin aynı.
Orta okulda veya lisedeydim. Hocaların bir kesiri nasıl indirgendiğini anlatışlarını on beşici kez dinlemiştim.

Onu anladım. ”Hayır,Bay Smith, size ödevimi göstermedim, ben onu kafamdan yaptım…”
Lanet olası çocuk. Muhtemelen kopya çekti. Hepsi birbirinin aynı.

Bugün bir keşif yaptım. Bir bilgisayar buldum. Bir saniye,bu çok enteresan. Ne yapmasını istersem onu yapıyor. Eğer hata yaparsa,onu ben beceremediğimdendir.
Beni sevmediğinden değil…veya benden korktuğundan değil… veya benim çok akıllı bir fırlama olduğumu düşündüğünden değil… veya öğretmeyi sevmediğimden ve burada olmaması gerektiğini düşündüğünden değil…
Lanet olası çocuk. Bütün yaptığı oyun oynamak. Hepsi birbirinin aynı.
Ve sonra oldu…”İşte bu…Benim ait olduğum yer burası… ”Buradaki herkesi biliyorum… Onlarla hiç karşılaşmamış, hiç konuşmamış, onlardan bir daha ses çıkmayacak olsa dahi… Hepinizi tanıyorum…
Lanet olası çocuk. Telefon hattını yine meşgul ediyor. Hepsi birbirinin aynı.
İnanamayacaksınız ama hepimiz birbirimizin aynısıyız… Bizler okulda terslendik. Öğretecek birşeyleri olan azı bizi istekli öğrenciler olarak buldu. Fakat bu azı çöldeki damlacıklar gibiydi.
Bu bizim dünyamız şimdi… Elekronun ve elektrik düğmesinin dünyası, bilgi aktarım hızının güzelliği. Karcı oburlar tarafından yönetilmeseydi pul kadar ucuz olabilecek, zaten var olan bir sistemi kullanılır hale getirdik ve siz bizi suçlu olarak ifşa ettiniz. Biz araştırdık… ve siz bize suçlu dediniz. Bilgiyi aradık… ve siz bize suçlu dediniz. Biz tenimizin rengi olmadan varolduk, milliyetsiz, hiç bir dine ait olmadan… ve siz bize suçlu dediniz. Atom bombası ürettiniz, savaşlara girdiniz, cinayet işlediniz, hile yaptınız ve bize yalan söylediniz ve bunların bizim yararımıza olduğuna inanmamızı sağlamaya çalıştınız ve biz hala suçluyuz.
Evet, ben suçluyum. Suçum merakımın bir parçası. Benim suçum insanları söyledikleri ve düşündüklerine göre yargılamak neye benzediklerine göre değil. Benim suçum sizleri daha akılcı kılmaktı, ki bu nedenden dolayı beni hiç bir zaman affetmiyeceksi- niz.
Ben bir hacker’ım ve bu benim manifestom. Bu bireyi durdurabilirsiniz ama hepimizi durduramazsınız… hepimizden öte, hepimiz birbirimize benziyoruz.
The Mentor(8 Ocak 1986)”

Haz 28

Tak fişi, gir nete. . .

Aslında uzun süredir var olan bir teknolojiyi sizlerle paylaşacağım. Bu gün bu teknolojiyi paylaşmam gerektiğinin farkına varmamı sağlayan iki olay oldu ve bu olaylarla beraber bu hayret verici ve hayat kurtarıcı teknolojiyi sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Yeni eve çıkmış olan ben, vazgeçilmez ihtiyacım internet için değişik bir telaşa düştüm. Sadece solanda telefon hattı çıkışının bulunduğu ve bizimde daha wireless modem alamadığımız evimizde ben odamda internete girememekten dolayı değişik bir depresyona girmiş durumdaydım. Uyanır uyanmaz “Ben Ethernet kablosu almaya gidiyorum” diyerek evden çıktım. Daha sonra iki oda uzağımda olan modemden benim odama ne kadar mesafe olduğunu ölçmediğimi fark ettim ve akıllı davranarak uzun uzun aldım, hem gözü rahatsız etmeyecek şekilde odama kadar getiririm diye hem de odamda özgürce dolaşsın diye. Öncelerden bu sorunu yaşamış olan ben için bu ince planlanması gereken fakat kolay bir görevdi. Güzel bir şekilde kapı altlarından duvar diplerinden çekerek ve aldığım küçük aparatlarla duvara kabloyu tutturarak odama başarılı bir şekilde getirdim. Bunun mutluluğu ve huzuru ruhum ve tüm odamı kaplamıştı.

Bu mutluluğu, aslında şu anda bu yazıyı yazarken de ve daha sonrasından her internete girmem gerektiğinde hissedecektim. Akşamüstü gittiğim bir kafede adamın biri yanıma yaklaşıp “Koltuğunuzun yanındaki prizi kullanabilir miyim, eğer siz internete girmeyecekseniz? “ şeklinde başlayan diyalogun devamını getirmesem, oradan uzaklaşsam hala hissetme ihtimalim vardı. Adam bana öyle diyince bende sanırsam dizüstü bilgisayar ve wireless ile kafelerde her bir yerlerde internete girmenin moda haline geldiği canım ülkemde, artık o kadar uzun süreler kalınıp pilin yetmemesinden dolayı prize ihtiyacım olduğunu düşünerek, kullanmayacağım söyledim. Adam küçükçe bir adaptörü taktı prize diğer ucunda bir usb çıkışı vardı bir şeyleri şarj edecektir diye düşündüm, kafamı çevirdim. Belli bir süre sonra adamın onu dizüstü bilgisayarına taktığını görünce de , içimden “Vay be ne kadar küçük bir adaptör yapmışlar” dedim, “Bende alayım bir ara” diyerek. Sonra adam gelip bir priz daha olup olmadığını sorunca dedim “Yok artık adam yerleşiyor”. Dizüstü bilgisayarının şarjının bittiğini söyledi.
homeplug02

Bende kendimi tutamayıp soruyu sordum “Peki o taktığınız adaptör ne içindi?” Onun internete girmeye yarayan bir şey olduğunu duyunca dehşete düştüm. Aklımdan bugüne kadar öğrendiğim bilgiler geçiyor mantıklı bir açıklama buluyordum acaba enerji dönüşümlerine bir yenisi eklendi ve enerji çeşitlerine de bir yenisi eklendi ve bu bilgi enerjisi mi? Sorusunu uzun uzun mantıklı bir neden bulmayı umut ederek düşünüyordum. Bir cevap bulamadım, adamın elindeki alete olan kıskançlığımla geçen garsona adamın elindeki şeyle internete girdiğini söyledim, elektirik faturanız fazla gelmesin diyerek. Bir şekilde olayı deşmem lazımdı. Sonra garson gayet rahat bir şekilde size getireyim beyefendi diyerek yanımda uzaklaştı ve birazdan elime üzerinde “HomePlug_Adaptor” yazan bir şey getirdi ve diğer ucunda ethernet çıkışı vardı. Aklımı başımdan aldı adam dedim ne iş bu iş? Prizden internete giriyorlar. Sonra bende denedim ve oldu hem de gayet kolay ve hızlı bir şekilde oldu. İlk işim bunu internete yazmak oldu ve karşıma çıkanları okudukça, şaşakaldım. Evet neymiş bu Homeplug olayı sorusunun cevabı? Ve ya benim için Neymiş bu o kadar kablo ile uğraşmamın boş beleş kılan teknoloji sorusunun cavabı?

homeplug03

Homeplug internet, evlerde ve işyerlerde internetin, binaların elektirik kablolarına verilmesi ile bina içerisin bir yerel ağ kurulmasına yarayan bir teknoloji imiş. Bildiğimiz internet protokollerini kullanan bu sistem gelişmekte olan bir sistemmiş ve gelişimi geçtiğimiz 5 seneyi kapsıyormuş. 200Mbps’a kadar hızlanabiline bu teknoloji ile herkes odalarındaki prizlerden, binaya girerken elektrik enerjisine dönüştürülen enerjiyi yeniden veriye dönüştürerek bilgisayarlara iletebiliyor. Bu teknolojinin gerçekliğine inandıktan sonra benim aklıma gelen ilk soru elektrik faturası ne geliyor? oluyor. Taktığınız adaptörün harcadığı elektrik dışında başka bir elektrik harcanmıyor bunun nedeni ise nasıl çalıştığı sorusunun cevabı ile geliyor. Binaya gelen internet bir modem ile 230 voltuk elektrik hattı içine verinin 4mhz ile 21mhz arasında bir hıza çevrilen veri yeniden usulca gitmesi gerektiği yere gidiyor.

Bu teknoloji, genel olarak toplu yaşam alanlarında, şirket ve devlet binalarında yaygın olarak kullanıma başlanmış durumda. Bu teknolojinin seçilme nedenleri arasında en başta kablo sıkıntısından kurtulma sonrasında ise hızlı ve sorunsuz bir yerel ağ oluşturma sebebi yatıyor. Bunlara ek olarak veriler 56bitlik bir güvenlik kodlaması ile iletildiği içinde gayet güvenli oluyor. Bunun bir üst basamağında ise bu teknolojinin bir adım ötesinde bütün elektrikli aletler bu sisteme bağlanabiliyor ve çok uzaklardan bile kontrol edilebiliniyor.

Artısı çok olan bu teknolojinin eksisi ise şu anda tek olarak maliyeti yüksek görünen adaptörler. Şu anda yürütülen iki çalışma ile bütün bir Amerika’da bütün bir kasabayı bu teknoloji ile donatıp tamamen kablolardan ve gökyüzündeki wireless yayınları kirliliğini azaltmak ve bunu çok daha hızlı hale getirmeye çalışıyorlar.

May 31

Google Amcaydı, Google Baba Oldu…

İnternette bir arama yaparken direk başvurduğum , çok ender durumlar dışında başka bir yere beni yormayan yardımlarını esirgemeyen Google ağabeyimdi, o benim daha ilk karşılaşmamızda. Daha sonraları günün ortalama 18-19 saatini internette geçiren ve etinden sütünden her şeyinden yararlanan ben için artık Google amca oldu. Her gün bir yenilik ile her gün bir haber ile karşıma bir yerlerde çıkıyor, heves ettiğim hatta heves edip “Yok abi olmaz, daha erken bunun için” dediğim projeler ile karşılaşarak, geçen günlerin sonunda bugün teşekkürü borç bilen ben, artık teşekkür edeyim dedim. Bu yazımda bunu dile getireyim istedim.

Direk oturdum yazıyordum, dünyanın büyük çoğunluğunun kullandığı arama motorunun sınır tanımazlığından bahsedip sonra hedefi daha iyi vurmak için kullanabileceğimiz gelişmiş arama özelliklerini anlatıyordum. Bu arama motorunu daha verimli kullanmak için aramanızı bazı operatörler ile daha spesifik hale getirebilir, belli formatta ki dosyaları kolay bir şekilde arayabilir, hatta istediğiniz sitenin içinde arama yapabilirsiniz (bir çok sitenin kendi arama motorundan daha iyi sonuçlar alarak) ve vesaire diyerek devam ediyordum. Sonra, aslında o bir arama motoru değil hesap makinesi, sözlük, resim arşivi, makale arşivi vesaire diyerek bu kısmından da bahsedecek ve diğer uygulamalarından birkaçına değinerek az biraz detaylı bir şekilde “Gmail’i daha kullanışlı bir şekilde kullanmak” olacak olan alt başlığımı açıklayacaktım. Tam o sırada bu kurgudan çıkmama neden olan şey oldu. Google; arama motorunda bir gelişme yapmışsa ondan da bahsedeyim diye Google’ ın yardım sitesine girdim. Orada karşıma çıkan 10 uygulama yardımı arasında istediğimi bulamayınca altta bulunan “Diğer Yardım Merkezlerine Göz Atın” bağlantısını tıklamam ile karşıma çıkan debi deryaya hızlı bir göz atınca Türkçe dil desteğini sağlamayan ve deneme aşamasında olan servislerinde olmaması ve servislerin o kadar geniş bir kesimin kullanılımı düşünülerek geliştirilmesi beni benden aldı. Ve artık Google Amca benim için Google Baba oldu.

 

 

Farklı zamanlarda haberini aldığım yenilikleri bir arada görmek bir anda gerçekle yüzleşmemi sağladı. Bu saatten sonra iki arkadaşın üniversitede başladıkları maceranın artık durdurulamayacak bir hal aldığını, gittikçe genişleyip gelişerek hatta hayatın içindeki her şeyi kapsayarak ve dolayısı ile tüm dünyayı kapsayarak ilerleyeceğinden emin oldum. Ve dediğim gibi artık benim için Google Amcalıktan daha üst bir mertebeye ulaştı .
Bende daha derin ve detaylı bir araştırma konusu halini almış alan Google’ı “Google’ın etinden sütünden nasıl yararlanırız?” konulu başlığın altına sıkıştırabildiğimce ve sadeleştirebildiğimce sadeleştirip bir yazı dizisi yazma isteği ile doldum taştım… Bu servisleri tek tek ele alarak incelemesini yapmam hem çok uzun olacağı hem de o kadar da basite inmek ve yazıyı nasıl kullanılırız kılavuzuna çevirmek istememden ötürü özet bir tanım ile beni etkileyen ve gözünüzden kaçmış olabileceğini düşündüğüm püf noktalarına değineceğim ele aldığım servisin/uygulamanın. Bu yazıyı biraz daha interaktif bir şekilde yazma düşüncesindeyim. Yani, sizlerinde merak ettikleri ya da benim anlattıklarıma eklemek istedikleri varsa bunları belirtmenizi isterim.

Bu şekilde başlangıcını yapmış olduğum yazı dizisi en özel ipucu ve bilgiler ile sizlerin karşısına gelecektir.

May 18

Duyduk duymadık demeyin…

Herkese merhaba,
Bu haftaki yazım, bir duyuru niteliğindedir. Bu hafta başlangıcını yapmak ve sonrasında durmadan devam etmesini istediğim bir proje aslında birden fazla projeyi kapsayan bir proje var aklımda. Uzun zamandır üzerinde düşünüyor, birkaç kişi ile paylaşıyor ve tepkileri ölçüyordum. Aldığım tepkiler, benim için, en azından bu fikri daha fazla kesime duyurmam ve fikir alışverişine açmam konusunda motive edici oldu.
Neyden bahsettiğim konusuna gelmeden önce lafı biraz uzatmak istemekte ve geçen sene yaptığımız bir projeyi sizlerle paylaşmak istemekteyim; fakat konuyu dağıtma korkusu ile bunu yapmayacağım. Bahsettiğim şeye kısaca; Bilgi Üniversitesi’nde okuyan bir Bilgisayar Bilimleri Öğrencisi olarak aldığımız teorik bilgileri pratiğe dönüştürmek diyebilirim. Ya da neden bizim bölüm öğrencilerinin bir arada yaptığı bir aktivite yok da diyebilirim ya da sanki okulda derslere, projelere çok az vakit ayırıyormuşuz gibi neden kafayı iyice sıyırmıyoruz ve vaktimizi yeni bir şeyler üretmek için de ayırmıyoruz da diyebilirim. Öğrenirken eğlenmek, eğlenirken öğrenmek bu kısır döngünün içinde biz güle oynaya zaman geçirirken güzel şeyler üretmek ve sonrasında da bunları insanlarla paylaşmak…
Gittikçe karmaşıklaşıyor sanırsam bahsettiğim fikir. Gayet güzel bir hal alıyor bana göre, çok detaylı bir şekilde planlanmamış bir şeyi size duyuruyorum. Şu an bahsettiğim, sizden katılmanızı istediğim şey, tamamen bu fikrin dünyaya gelme aşamasına katılmanızı istemem. Başlangıç olarak, bu hafta buluşup bir beyin fırtınası eşliğinde bu fikri bir sistematiğe oturtma ve güzel bir başlangıç yapmak için sizlere sesleniyorum.
Birçok fikir geliyor aklıma, birçok fikir duyuyorum arkadaşlarımdan. Haydi, şu siteyi yapalım, haydi şu programı yazalım, duydun mu şöyle bir olay varmış acaba bizde yapabilir miyiz? Gidip liselere “open source” hakkında bilgi verelim. Geçen sene lise projesi yapılmıştı, bu sene biz öğrenciler yapalım gidip programlama öğretelim vs… Diyen insanlar duyuyorum. Sonrasında sorduğumda, zamanım olmadı, yalnız olmuyor ki ya da olanaklarım el vermedi gibi nedenlerle bu fikirlerin fikirler dünyasından gökyüzünde bir yere savrulup gittiğini görüyorum. Ben de, bizzat kendi içimde, kendi fikirlerimde bunu yaşıyorum. Diyorum ki, bu fikirler ne olursa olsun, ne kadar saçma olursa olsun, ne kadar hayalî olursa olsun gelin bir yerde biriktirelim. Geçen hafta Caner Derici arkadaşımla bir konuşmamız arasında benim çok hoşuma giden bir fikir geldi. İşte bundan bahsetti, herkesin fikrini, yapmak istediği şeyi bir yerde biriktirelim sonra bu fikirlerden gerçekleştirmek istediklerini gerçekleştirmek isteyen arkadaşlar bir grup oluşturarak bu fikri bir proje olarak detaylandırıp üzerinde çalışmaya başlasınlar.
Kimsenin yapmak istemediği fikirler olacaktır belki de bunlar; ama olsun, dursun bir gün birilerinin hoşuna gidebilir ya da birilerine yeni bir konu hakkında fikir verebilir. Başlanıp gerçekleştirilemeyen projeler olacaktır, bence hiç sorun değil. Projeyi gerçekleştirme sürecinde birçok yeni şey öğrenilecek ve bundan sonra devam etmek isteyen kişilere bir yo,l bir deneyim bırakılmış olacaktır. En kötü ihtimalle zihni sinir fikirleri gibi fikirler ortaya atılıp üstünde saatlerce geyikler yapılacaktır.
Karman çorman bir şekilde aklımdan geçtiği gibi yazıya döktüğüm bu fikir üzerine bu hafta konuşmak üzere bir toplantı yapılacaktır. İlgilenen arkadaşların yorum bırakmaları ya da ardaeren13@gmail.com adresine mail atmaları rica olunur . Zaman ve mekân ilgilenenlere bildirilecektir. (Fight Club gibi gizemli oldu fakat gizliyoruz el altından yapacağız diye düşünmeyin daha zaman belli değil ondan böyle bir yol izlemeyi seçtim.)

Eski yazılar »

Kafein Cs-dergi

  • - Kafein ... -
    Kafein Canlandırır...

    Kafein Tanıdıktır...

    Kafein Uyandırır...

    Kafein Bağımlılık Yapar...




  • Ana Sayfa
  • '// Editörden
  • 'Aitsiz Kimlik
  • 'Ayna Ayna
  • 'Çizgi
  • 'Kolektif
  • 'Lezzet Köşesi
  • 'Sayılar ve Hayat
  • 'Seksek
  • 'Sinema
  • 'Spor
  • Aramızdan Ayrılanlar

© Kafein Cs-dergi. Bazı hakları saklıdır.
Tema [Smashing Magazine]

Yukarı Çık