Bahar’a…

Perşembe günlerinin en karasında aldım haberini, gözlerinden hüzün akıyordu, hemen tanıdım o hüznü. Sadece sesini duydum oysa, yüzünü hiç görmedim. Kuru bir ses çıkıyordu telefonda, içimi, yüreğimi, her şeyi kurutan. Bitti diyordu, ayrıldık biz. Duyduklarıma inanmak istemediğimden değil, zaten içten içe bir şeytan durmaksızın söylüyordu bana bu sonu göreceğimi; ama yine de üzülmekten alamadım kendimi. Bir şeyler batıyordu içime o yüzden ona her bakışımda, onun sevda yelleri ile havalanışını her görüşümde. Bu kadar mutlu olma diyesim geliyordu sanki, bir peri kulağıma fısıldadı, olmayacak.

 

Olmadı, diyemedim elbet, üzemedim onu. Oysa hayat onu da üzsün istemedim. Farkına varmadan teskin etmeye çalıştım, sert sözler söyledim. Bazen kırıldı bana, neden onu bu kadar zorladığımı anlamadı. Anlamasın istedim zaten. Hiç anlamasın. ‘Doğru söylüyorsun’ diyebildi sadece, ama hiç inanmadı söylediklerime, tek kelimesine bile. Çünkü umudu hiç bitmeyecek, zedelenmeyecek, kelimelerle zehirlenmeyecek kadar saf ve tükenmek bilmezdi. Onu hayatın ortasında o temiz kalbiyle, o kirli acılara bırakmak istemedim. Ama hayatta her şey istemekten ibaret olamıyor ne yazık ki..

 

Rengi kaçmış hayat onu, o pembe yanakları, o masum çiller altındaki saklı gülüşleri hiç incitmesin istedim. Ama hep bildim, bu kadar güzel ve saf bir şey bu kadar temiz ve dik bırakılmayacaktı. Kıracaktı biri, birileri, her birileri.. Her defasında biraz daha öğrenecekti hayatı, belki bisikletten düştüğünde aynı hevesle kalkamayacaktı artık ama kırılıp bükülmeden yoluna devem edebilmeyi öğrenecekti -ne büyük saçmalıktı oysa, ne çok korkuyorduk hayattan, kırılmaktan kaçıp kırıyorduk hiç acımadan..

 

‘Ne olur merak etme, iyiyim ben.’ dediğinde sesi titreyerek söylediği yalanları duydum. Bildi mi acaba inanmadığımı? Ya da beni değil de kendini kandırmak için içini acıttığını? Beni ikna etmek için çırpınıp duruşunu izledim, üstelemedim ben de, inanmış gibi yapıp konuyu değiştirdim. Elbet geçecek derken, geçmesini ne kadar istediğini ve geçmesini ne kadar istemediğini duydum aynı seste. Sustum, hiçbir şey diyemedim.

 

Olmadık zamanlarda, bir dolu laf ürettim, kamyonlar dolusu. Konuştum hiç durmadan, nefes almadan. Geçecek dedim, acıyacak ama geçecek. Ve daha bir dolu klişe lafla anı tüketmek için tepinip durdum. Ama hiçbirini klişe gibi, teselli verir gibi saklamadım sesimin içine. Söylediğim her bir şeyi hissettim, ona da hissettirmek istedim. Yumuk ellerini, ellerimle sıkıca tutup, ’seni hak ettiğin kadar sevecek bir adam, orada duruyor’ dediğimde, o adamın geleceğini hiç tereddüt etmeden, seksiz, şüphesiz bildim. Ama şimdi düşünüyorum da, neye yaradı bu teselli lafları? Neyi düzeltti?

 

Kol kırılıp, yen içinde kaldı. Ne fenaydı bunu görebilmek..

 

İsmi ile müsemma küçük kız, senin gözlerine dolan her yaş, benim gözlerime akıp geçecek.

Yine de bir gün, Bahar’a bahar gelmesini dört gözle bekliyorum..

Paylaş ve Eğlen:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • Live
  • MySpace
  • Twitter
  • Yahoo! Bookmarks
  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Bahar’a… yazısına 1 yorum”

  1. ays diyor ki:

    yazının başından itibaren “kötü bir yere varacak” gerginliğindeydim. ama olmadı. iyi ki olmadı.
    biz de umalım, dua edelim, geçsin. bahar gelsin..

Bir yorum yazın