Marc Chagall
“Chagall’in resimlerindeki aşıklar gibi akıyoruz
Çevremiz gökyüzü ve mavi kasaba
Bu çiçekleri bir düğün giysisi için tutarak
Yerden çok yüksekte yaşıyoruz”
Tori Amos
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, arabalar kaldırımdaki yaylara aldırmaksızın hızla hareket edip, baştan aşağı yıkıyor insanları. Uzun zamandır beklediğim bir sergiyi gezme heyecanım sebebiyle, yağmuru ya da arabaları önemsemiyorum. Birkaç dakika sonra, her defasında hatırıma getirmeyi unuttuğum bir gerçekle burun buruna geliyorum. Günlerden Pazartesi, bugün müzeler kapalı. Hayal kırıklığı ile geri dönüyorum, sanki bir türlü bu sergiyi göremeyeceğim, ayağımın dibine kadar gelip kaçıp gidecek. Birkaç gün sonra, onca yoğunluk içinde, yine her şeyi bir kenara bırakıp, Pera Müzesi’ nin kapısında alıyorum soluğu. Ve başlıyor macera, ben, soğuk bir kış günü ve Marc Chagall arasında..
Peki kimdir Marc Chagall? Hayatı nerede başlayıp, nerelerde geçmiş ve nerede nihayete ermiştir?
Kahramanımız, 7 Temmuz 1987′ de Beyaz Rusya’ da Vitebsk şehrinin Peskovatik semtinde, Yahudi bir ailenin 9 çocuğundan en büyüğü olarak Moyşe Segal ismiyle dünyaya gelir. Henüz 9 yaşındayken dönemin ünlü ressamı Yehuda Pen’ in Vitebsk’ deki atölyesinde resim çalışmalarına başlar. Babasının bütün ısrarlarına rağmen, 1907 yılında St. Petersburg İmparatorluk Güzel Sanatları Koruma Okulu’ na yazılır. Eğitimi devam ederken, evine, Vitebsk’ e döndüğü zamanlardan birinde, sanatının en önemli esin kaynaklarından biriyle, Bella ile tanışır.
Bella Rosenfeld
Sanat hayatını bir müddet Paris’ te devam ettirir, çeşitli tanıdık ve bağlantıları sayesinde, Berlin’ de ilk sergisini açar. Ziyaret için Vitebsk’ e geldiği sırada, Birinci Dünya Savaşı’ nın başlaması sebebiyle, Paris’ e dönemez. 1915 senesinde Bella ile evlenip, St. Petersburg’ a yerleşir. Burada kızı Ida doğar. Bu dönem, sanat komiserliği ünvanını alması, Vitebsk Modern Sanatlar Müzesi ve Sanat Okulu’nu kurması ile devam eder. Ardından Moskova Yahudi Oda Tiyatrosu tarafından büyük ölçekli üç adet resim yapması için davet edilir. 1921 yılında, anılarını yazdığı Yaşamım İbranice, eşi Bella’ nın çevirisi sayesinde Fransızca olarak yayımlanır, kısa zaman sonra kitaba kendi çizimi illüstrasyonlar da eklenir. Savaşın tehdidinin yavaş yavaş kaybolmasıyla, 1923′ten sonra ailesi ile beraber Paris’ e taşınır ve burada isminden çok söz ettirecek bir projeye, Gogol’ ün Ölü Canlar’ ının resimlerine imza atar. O kadar başarılı olur ki, gerçeküstücüler, Chagall’ in aralarına katılmasını isterler, O reddeder. [Bunu sebebini Ferit Edgü şöyle açıklar : "Marc Chagall Rusya'dayken de, Fransa'ya yerleştikten sonra da, 20. yüzyılın sanatında devrim yaratan akımların, okulların hep dışında kaldı. Oysa, resimlerinde yansıttığı dünya göz önünde tutulduğunda gerçeküstücülerin arasında yer alması gerekiyordu. 1924'te, gerçeküstücülerden gelen çağrıya olumsuz yanıt verdi. Bu akımı önemsemediği, yadsıdığı için değil, başka sanatçılarla ortak tasaları paylaşmadığı için. "] Ardından La Fontaine Masalları ve Kutsal Kitap illüstrasyonları gelir. Her ne kadar 1937′ de Fransız vatandaşlığına kabul edilse de, Naziler tarafından Almanya’ da sergilenen tüm resimleri toplatılır. New York’ da Modern Sanat Müzesi’ nden aldığı teklifle, Amerika’ ya yerleşip, Matisse, Mondrian gibi ünlü ressamlarla tanışır.
1944 Eylül’ ü Chagall için, hayatında bir dönüm noktası oluşturur. Sanatın esin kaynağı, hayatının aşkı Bella, virütik bir enfeksiyon sebebiyle aniden ölür. Chagall, on aylık bir sessizliğe sürüklenir, geri döndüğünde de Bella’ nın anılarını resmetmeye uğraşır. Kızı Ida’ nın çalışmalarına yardımcı olması için işe aldığı Virginia McNeil, sonraları yedi yıl boyunca beraber yaşadığı ve kendisine David isimli bir oğlan doğuran kadın olacaktır.
Chagall Paris, Amsterdam, Londra, Zürih, Bern gibi pek çok yerde sergiler açar. Ama bu sergilerden sonra da Fransa’ ya kesin dönüş yapar. Bu dönemde Virginia Chagall’ i terk eder. 1952 senesinde ise Chagall Rus Asıllı Valentine Brodsky ile evlenir. Ölü Canlar ve Masallar suluboya ile zenginleştirilip, yayımlanır.
Kudüs’ teki Haddasa Tıp Merkezi için tasarladığı vitraylardaki başarısı sebebiyle, parlomento binasının yer ve duvar mozaikleri, opera için duvar ve tavan resimleri, halı desenleri gibi pek çok değişik işe el atar. Ölmeden önce, 1922′ den beri gitmediği vatanına 1973′ de geri dönse de, Vietsbk’ e gitmeyi reddeder. Eski Vietsbk, onun için gerilerde kalmıştır.
28 Mart 1985′ te, tam 95 yaşında iken, Fransa’ da hayata gözlerini yumar.[1]
95 senesini sanatla iç içe geçiren, resimleri pek çok şarkı, öykü ve filme konu olmuş, pek çok reprodüksiyonda defalarca karşımıza çıkmış bir adamın eserleriyle dolu bir sergideyim. Ya ekranda, ya kağıtlarda gördüğüm o ünlü resimler, şimdi ilk kez gözlerimin önünde olacak. 3 kat boyunca gezeceğim Chagall: Yaşam ve Aşk sergisi, sanatçının İsrail Müzesi’ nden getirilen baskı, desen ve resim koleksiyonundan oluşuyor. Ve bu resimler de, kendi içinde yedi bölüme ayrılmış; Chagall’ in yaşamından farklı kesitleri görebileceğiniz 7 bölüm : Yaşamım, Bella Chagall’in Kitapları, Portreler, Chagall ve Sevgililer Teması, Kutsal Kitap İllüstrasyonları, La Fontaine’ nin Masallar’ı ve Ölü Canlar.
Yaşamım bölümünde, Chagall’ in hayatının kesitleri gözler önünde; Vitebsk evleri ve sokaklarından, bu sokaklardaki düğünlere kadar Chagall’ in gözlerinden izleyiciye sunulmuş. Chagall’ in çocukluğunun ne kadar mutlu geçtiğini, ve bir sanatçı olarak yaşamdan ne kadar da zevk aldığını en iyi gözlemleyebileceğiniz alan belki de. Bella Chagall’ in Kitapları, Chagall’ in karısı Bella’ ya duyduğu aşkın izleri ile dolu. Chagall’ in o ünlü sevgililer temalı resimlerindeki kadının ne kadar tanıdık geldiğini, Bella’ nın resimlerine bakarken daha iyi anlıyorsunuz. Bella’ nın dediği gibi : “Chagall’in ışığı hep yanıyordu…” Zaten kendisi de itiraf etmişti bu gerçeği, ‘Doğru değil midir ki; resim ve renk aşktan esinlenir?’ diyerek.
Doğrusunu söylemek gerekirse, serginin en keyif aldığım bölümlerinden biri Portreler. Sanatçının büyükannesinden, Bella’ ya ve kendisine kadar pek çok portre bulunuyor bu kısımda. Ve sanatçının, gülümseyen otoportre ve buruşuk suratlı otoportre adı verdiği resimleri, aslında muzipliğiyle izleyiciye işmar eder gibi. Şöyle diyor hatta otoportleri için :
“Yakınlarım, birkaç kez aynanın karşısında yakaladılar beni. Doğruyu söylemek gerekirse, kendime bakıyor ve bir gün kendi portremi çizmek istersem, ne gibi güçlüklerle karşılaşırım onu düşünüyordum. Gene de, bütün bunlarda bir parça hayranlık da vardı – neden olmasın? İtiraf ediyorum : Gerek olmamasına karşın, hiç duraksamadan gözlerimi biraz koyulaştırıp dudaklarımı hafiften kırmızılaştırmışımdır.”

Resimler arasında gezinirken, birden gözüme tanıdık bir fotoğraf ilişiyor. Picasso ve Chagall’ in gülen yüzleri karşımda. Chagall’ in tarzından etkilenenler arasında Picasso ve Dali bulunuyor. Onun kendine has havası her ne kadar onu diğer sanatçılardan ayrı tutsa da, pek çok eleştirmen tarafından Kübist, Fovist ve gerçeküstülük akımına uygun olarak adlandırıyor.
Birkaç adım sonra, aslında Chagall’ in Büyükada’ da bir müddet kaldığını Ara Güler’ in hatıralarından öğreniyorum :
“Sene 1971..
‘Ben Konstantinopolis’ i ..’ dedi, sonra hemen düzelterek, ‘yani İstanbul’ u çok iyi bilirim. İki yıl orada oturduk, hem de Büyükada’ da. Principo’ da tahta bir evde oturuyorduk. Pencerelerden öteki adalar görünürdü. Sen de bilir misin buraları? .. Orada da çok resim çektin mi? Çektiysen bana birkaç tane gönder. Oralarda iyi hatıralarımız var, o günleri hatırlarız. Biz Rusya’ dan kaçtıktan sonra, önce İstanbul’ a gittik, birkaç yıl orada kaldıktan sonra Roma üzerinden Paris’e geldik. Ben o zamanlar resim yapmaya çalışan, daha doğrusu bu işi keşfetmeye uğraşan biriydim..” [2]
Chagall ve Sevgililer Teması kısmında gezinirken, Chagall’ in en çok bilinen resimleriyle karşılaşıyorum. Sevgililer önünde gezinen horozlar, uçan adamlar, mavi suratlı gelinler, öpüşen çiftler, keçiler ve daha neler neler. Sembolizmin doruklarında geziniyorsunuz neredeyse, hayat için sembolleştirdiği inekler, ağaçlar, verimlilik için kullandığı horozlar ve Vitebsk’ de önemli olaylarda müzik yapan kemancılar.. Renklerin canlılığı – mavinin keskinliği, kırmızının yakıcılığı- öylesine iyi kullanılmış ki, neredeyse renklerin bile yaşadığını zannetmemek mümkün değil..

La Fontaine’ nin Masallar’ ı bölümü, hem Chagall’ in resimleri, hem de kuratör Meira Perry- Lehmann’ ın her resmin yanına hikayeyi de eklemesi sebebiyle, gerçekten büyülü bir hal almış. Hatta ilk kez Chagall tarafından resmedildiğinde, renkler o kadar karmaşıkmış ki, dönemin yayıncılık olanakları ile yansıtılamayacakları düşünüldüğünden, Chagall tarafından yeniden ele alınıp, tekrar çizilmiş. Çocukluğumda Chagall’ in resmettiği bir La Fontaine masalı okumak, kim bilir ne kadar muhteşem olurdu diye düşünmeden edemedim doğrusu..
Son iki kısım : Kutsal Kitap İllüstrasyonları ve Ölü Canlar.
‘Eğer Yahudi olmasayadım… ressam olamazdım ya da çok farklı bir ressam olurdum.‘ diyecek kadar Yahudi oluşunun sıkıntısını çekmiş, ve Nazizm etkilerine maruz kalmış olsa da, Chagall’ in pek çok resminde Hz. İsa figürlerine, hatta çarmıha gerildiği anki figürlerine rastlamak oldukça şaşırtıcı. Bu figürlerin altında da, Chagall’ in Almanya’ daki Yahudi düşmanlığına karşı verdiği tepki olarak değerlendiriyor. Kutsal Kitap illüstrasyonları kısmında, çeşitli ikonalardan, tarihi dinsel olaylara ve sinagog resimlerine kadar oldukça geniş bir yelpazede, farklı bir Chagall görülüyor.
Şabat
Gogol’ ün çarlık Rusya’ sında toprak sahibinin mülkü olan ve alınıp satılabilen serfleri konu aldığı Ölü Canlar serginin son kısmı. Chagall’ in, kendisi gibi yurdundan uzak bir Rus olan Gogol’ ün absürd yergiye örnek sayılabilecek bu eserini resmetmesiyle, yine sanat çevresinde oldukça ilgi toplamış Les Ames Mortes.
Chagall’ in yaşamının büyük bir kısmından izler taşıyan sergiyi gezdikten sonra, 95 senelik hayatının sıkıştırıldığı üç kat bitince, daha pek çok üç kat yahut 95 yaş gerekliymiş Chagall’ e anlıyorsunuz.
Ve emin olun, son kez sevgililere bakarken, onların mutluluk içinde bana göz kırptığına yemin edebilirim..
[1] Chagall’ in yaşamına ait bilgiler, Pera Müzesi’ ndeki Chagall sergisinden alınmıştır.
[2] Ara Güler, Yeryüzünde Yedi İz, Büyükadalı Chagall, YKY, 2002





