Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu vardı ve yakın geçmişimizdeki bahar tatilinde de biraz araştırma ve konuya girme şansım oldu. Yazmak istediğim yazının başlığı ‘Fişlenmiş Hackerlar’ olacaktı, konsept olayına da çaktırmadan bir çözüm bulmuş olacaktım.Fakat birden bu insanlar ve bu dünya ilgili ahkamlı cümleler kurmak için daha yolun başında olduğumu ve şu an aldığım derin bir nefesle derinliklerine dalarken bir soluk arası bunu kelimelerle ifade etme çabasına girmemin beni (ve daha önemlisi sizleri) çok tatmin etmeyeceğinin farkına vardım.
Hal böyle olunca bu sayımızda size bunu haber verip yazımı burada bitirmek düşüncesinde tabiki de değilim
. Aslında böyle bir şey yaparak direk fişlenir ve konsepte uygun olabilirim. Ama ne yazık ki, ne yazılabilir, ne paylaşılabilir sizlerle diye düşünürken birden Editörümüz Bahar Beyaznar’ın Tübitak-Ulakbim çalışanı Hakan Bayındır ile yaptığı röportaj metni elime geçti bu yüzden bunu da yapmayacağım. Bilgisayar dünyasında şimdiden belirmiş olan ve geleceğin kendini mesleğine fişlemiş çalışanlarından olabilecek Hakan Bayındır ile şimdiden yapılan bir röportajı bulmuşken değerlendirmek, sizlerle paylaşmak istedim.
* Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben pek siz diye hitap edilmeye alışkın biri değilim, sen diyebilirsin.
1985 yılında Ankara’da doğdum. İlkokulu Yükseliş Koleji’nde, ortaokul ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudum. Lisans eğitimimi Bilgisayar Mühendisliği üzerine Atılım Üniversitesi’nde bitirdim.
Şu anda TÜBİTAK-ULAKBİM’de sistem yöneticisi ve programcı olarak çalışıyorum ve aynı zamanda Atılım Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği üzerine yüksek lisans yapıyorum.

* İş hayatına nasıl başladın? Üniversiteden sonra mı?
İş hayatına nasıl girdiğimi farkedemedim desem sanırım oldukça yerinde olur. Üniversiteden mezun olacağım dönem tanıdığım birinden aldığım bir telefon ile şu anda çalıştığım yerde ve başka bir firmada Linux kullanabilen insanlara ihtiyaç olduğunu ve beni önerdiğini öğrendim. Firmaya ulaşmakta başarısız olunca diğer telefonu aradım ve görüşme için randevu aldım. İş görüşmesine gittim, kabul edildim ve iş hayatına girmiş oldum.
* Peki, nasıl bilgisayarlara merak saldın?
Bilgisayar ile tanışmam Commodore64 ile, 4-5 yaşlarında oldu. Bilgisayarın kutusunu boşaltırken içinden çıkan “BASIC Programlama Diline Giriş” kitabını farkettiğimi hatırlıyorum. İçindeki programlama örnekleri oldukça ilgimi çekmişti ama; gelişmiş örnekleri anlamıyordum. İlkokul 2′de PC ile tanışıp ve yapabildiklerini görünce büyüdüğümde bilgisayar mühendisi olup, bir şeyler geliştirmek istediğime karar verdim.
* Özellikle sosyal bilimlerin merak ettiği soru: “Lisedeki bir öğrenci neden bilgisayar mühendisi olmak ister?”
Bilgisayar mühendisi olmaya liseden çok daha önce karar verdiğim için bu soruya gerektiği gibi cevap verebileceğimi düşünmesemde, bilgisayarla uğraşmaktan ve bir şeyler üretmekten çok zevk aldığım, sonu olmayan ve yaratcılığımı kullanabildiğim bir dünya olduğu için seçtiğimi söyleyebilirim. Bilgisayar bir çok meslekten oldukça farklı bir disiplin. Her gün birden ortaya çıkan ya da çözmeniz gereken problemlerle uğraşıyorsunuz ve bazen aynı problem her tekrarlandığında farklı çözümler üretebiliyorsunuz. Bu da bilgisayar mühendisliğini diğer mesleklerden oldukça çekici kılıyor benim için.
* Kendini bilgisayar alanında bilimsel olarak geliştiriyorken, neden bilgisayar bilimleri değil de bilgisayar mühendisliği?
Bilgisayar mühendisliği, bilgisayar bilimlerinden daha donanım ağırlıklı bir disiplin. Bu nedenden dolayı ise bilgisayarı daha somut olarak ele alıyor. Bilgisayarın somut kısımları en az soyut ve matematik olan kısımları kadar ilgimi çekiyor ve bilgisayarı donanım ve üzerinde çalışan yazılımlar olarak algılamak ve ona göre ilerlemek benim için çok daha eğlenceli ve keyif verici. Bilgisayar programlamayı da somut olarak düşünmek ayrıca bana daha büyük keyif veriyor çünkü; bilgisayarın gerçekte istediğiniz şeyleri nasıl yaptığını kafanızda canlandırabildiğinizde bilgisayar sihirli bir kutu olmaktan çıkıp dev bir makineye dönüşüyor ve onu tamamen anlayabiliyorsunuz.
* Bu zamana kadar gerçekleştirdiğin projelerinden bahseder misin?
Bu zamana kadar okulda, stajda ve iş yerinde, günlük hayatta kullanılmış olan bir çok proje geliştirdim.
Bunların ilki, ikinci stajımda yazmış olduğum bir kısa mesaj programı. Bu program bir Nokia 7110 model telefona seri port üzerinden bağlanıp üzerindeki modem özelliklerini kullanarak istenilen numaraya 160 karakterlik bir kısa mesaj gönderiyor. Bu programı staj yaptığım yer, yerel ağına entegre ederek, sistem odasındaki önemli olayları kendi cep telefonlarına gönderen bir sisteme dönüştürdü. Böylece sistemlerden çok uzakta bile olsalar oluşan sorunlardan anında haberdar oldular.
İkinci büyük projemi bitirme projemde yazdım. Bitime projesi olarak Türkçe’nin özelliklerini kullarak sadece metin sıkıştıran hece temelli bir sıkıştırma sistemi yazdım. Hedeflediğim başarıyı tutturamamış olsam da, program kabul edilebilir sürelerde kayıpsız şekilde Türkçe metin sıkıştırıp açabiliyor. Şu anki sıkıştırma oranı ise %20 ile %39 arasında.
Hayatımda yazdığım en büyük proje ise web tabanlı bir veri depolama sistemine yazdığım XML export sistemi. Sistemin özelliği veritabanının istenilen bölümlerini XML olarak vermesi. Bunu yaparken de XML in DTD denilen doğrulama başlığını ve verinin kendisini tamamen dinamik olarak üretmesi. Sistemin mantığı ise oldukça basit. XML dosyasını yazan genel bir çekirdek var ve bu çekirdeğin takip ettiği, veritabanı ve XML hiyerarşisini anlatan bir şablon var. Sistem sizin istediğiniz bilgiyi bu şablonu takip ederek çok yüksek hızlarda (bütün veritabanı için toplam süre 2sn’den az) veriyor. İsterseniz de XML dosyasını size ulaştırmadan önce sıkıştırıyor. Bu sistem şu anda bir AB projesinde her gün bir çok bilgisayar tarafından kullanılıyor ve gerek görüldükçe geliştirilmeye devam ediliyor.
* Çalışmalarına bakılırsa teorikten çok pratiğe ağırlık vermişsin…
Pratik çalışmak, gözle görünür şeyler ortaya çıkarmak ve onların çalışmasını izlemek, teoride bir şeylerin yapılabileceğini görmekten çok daha tatmin edici ve heyecan verici bana göre fakat; aynı zamanda yazdığım ya da geliştirdiğim şeyleri de baştan sona tasarlamayı, teoride çalışıp çalışmayacağını inceliyorum ve bunu da çok seviyorum.
Belki de bilgisayar bilimcileri ile bilgisayar mühendisleri ile en önemli fark da bu ve ben daha somut şeyleri sevdiğim için bilgisayar mühendisliğine yöneldim, kim bilir. =)
* Şimdi gelelim son zamanlarda bilgisayarcıların en çok başını ağrıtan soruya… Her bilgisayar eğitimi alan birey, Linux kullanmalı mı? Yada şöyle sorayım: Linux; olmazsa olmaz mıdır?
Linux, günümüzde artık kullanımı diğer çok yaygın işletim sistemlerinden çok da farklı olmayan ama; içerisi çok farklı ve kullananı sınırlamayan bir işletim sistemi. Bu nedenle bilimsel anlamda bilgisayar eğitimi alan bir öğrencinin en azından bir süre Linux ile ilgilenmesi bence şart. Özellikle işletim sisteminin derinlikleri ve konseptleri anlatılırken Linux çok büyük bir vizyon sağlıyor.
Günlük hayata gelirsek, Bilgisayarınızda Linux kullandığınız zaman, bilgisayarınıza çok daha fazla hakim oluyorsunuz. Bilgisayarınız sizin istediklerinizi, sizin istediğiniz şekilde yapıyor. Daha az sistem kaynağı istiyor. Bu da aynı güçte bilgisayarlarda daha fazla performans demek. Linux bilgisayarlar bir bilgisyarcı için çok daha esnek. Program geliştirirken gereken sunucuları minimum performans kaybı ile kullanabilir, sunuculuk yapan bir bilgisayarda multimedya dosyaları işleyebilirsiniz. Demek istediğim, Linux birden fazla karakterli bir bilgisayarı rahatlıkla kaldırabilir. Bu şu anda UNIX tabanlı olmayan popüler işletim sistemlerinde çok da mümkün değil.
Bu nedenlerden dolayı bu mesleği yapacak insanların en azından bir süre Linux kullanıp bir fikir edinmeleri oldukça önemli bana göre. Linux’un olmazsa olmazlığına ise iki açıdan cevap verebilirim: İşletim sistemleri ekosisteminde Linux olmazsa olmaz bir işletim sistemidir ama; bu olmazsa olmazlık dünyada herkesin Linux kullanması gerektiği anlamına gelmiyor.
* Linux’ü diğer işletim sistemlerinden ayıran en temel farkı bir kez de sana sorsam…
Linux’un diğer UNIX tabanlı işletim sistemlerinden çok büyük bir teknik farkı olmasa da, işletim sistemi içerisindeki özgürlüğünüz çok daha fazla. Diğer kapalı kodlu işletim sistemlerinde işletim sisteminin çekirdeğine ve çekirdeğin bildiği şeylere çok fazla ulaşma şansınız bulunmuyor. Linux’da ise durum farklı. İşletim sisteminin her parçası açık kaynak kodlu ve kolay anlaşılabilir mimaride olmasından dolayı istediğiniz şekilde müdahele edebiliyorsunuz. Bir sorun olduğunda sisteme müdahale edebileceğiniz noktalar çok daha fazla. Hatta, göze alabiliyorsanız ilgili program ya da parçanın kaynak kodunu okuyabilir, yama yazabilir ya da programın yazarına erişebilirsiniz.
Linux’un bir diğer temel farkı da bu açık mimariden gelen esneklik ve çözüm bolluğu. Diğer dünyalarda para ile satılan bir çok yazılım Linux’da zaten standart. Eğer standart değilse, bu işi çok büyük pratiklikle yapabilecek araçlar zaten Linux’un içinde var. Son zamanlarda Python gibi açık kaynak kodlu dillerin de gelişmesi ile, tamamını görebildiğiniz bir işletim sisteminin istediğiniz kısmına çok kabiliyetli bir programcı olmadan da erişme şansınız var.
Sonuç olarak Linux’un en büyük temel farkı özgürlükcü olması. Size engel olmak ve bilgisayarı sizden saklamaktan çok onu size göstermesi ve onunla bir şeyler yapmaya teşvik etmesi.
* Türkiye’de bilgisayar alanındaki gelişmeleri nasıl buluyosun?
Türkiye’de özellikle de özel sektörde bilisayar yazılımı ve ar-ge konusunun hala çok geliştiğine çok inanmıyorum. Piyasa daha çok ERP ve otomasyon tarzı programlar üretiyor. Bunlar büyük projeler olsa da, yeni, özgün teknolojiden yoksunlar. Bana sorarsanız Türkiye’de henüz bilgisayar alanında teknoloji üretilmiyor. Üretilse bile çok az, kısıtlı. Firmalar bilgiden ve yetenekten çok sertifikalar ile ilgileniyor.
Teknoloji ürettiğini iddia eden firmalar da çok az olduklarının farkında oldukları için, ellerindeki ufak teknolojileri büyük devrimler gibi gösterebiliyorlar. Örneğin; ses işleme yazılımı yapan bir firmamız yok. Oyun üretebilen bir yazılım evimiz yok. Kısacası Türkiye’de multimedya üzerine çalışan kimse yok bu da oldukça üzücü. En çok istediğim şeylerden biri bu durumun değişmesi.
* Bilgisayarcıların her zaman sosyal yönlerinin eksik olduğu yargısı vardır… Buna katılıyor musun?
Bir bilgisayarcının başına hayatında gelebilecek en kötü şey bu yargıya sahip biri ile mesleğini ya da diğer konuları konuşmak sanırım. Daha da kötüsü bu hiç de ender başıma gelen bir şey değil.
Bilgisayarcıların çoğunun sosyal olarak yetersiz ya da eksik olması gibi bir şey söz konusu değil. Bizim mesleğimizde de böyle insanlar elbette var ama; diğer mesleklerde de var bu durum. Müşteri temsilcileri müşterilerine çok nazikler diye sosyal hayatta da son derece başarılı olduklarını nasıl düşünemiyorsak, bir bilgisayar mühendisi için de aynısı geçerli. Her meslekte sosyal alanda oldukça başarılı ve oldukça başarısız insanlar mutlaka vardır. Belki bilgisayar mühendisliğinde bu durum daha çok göze batıyor olabilir, orasını bir bilgisayar mühendisi olarak söyleyebilmem biraz zor.
Bunun yanında şunu söylemekte fayda var: Bilgisayarla çok severek ilgilenen insanların ve bilgisayar mühendislerinin hayat görüşü ve ilgi alanları, bilgisayar mühendisleri asosyal yargısına sahip insanlardan oldukça farklı. Bu yüzden iletişim kurmakta ya da sohbet konusu bulmakta son derece zorlanıyor olmaları normal ama; bu bir asosyallik değil bana göre. Sadece farklılık.
* Bilgisayar alanında bu kadar iyi olan biri, sosyal hayatta nasıl peki?
Bilgisayar başında olmadığım zamanlarda müzik dinliyor, kitap okuyor (daha çok bilimkurgu, fantastik ya da macera türünde romanlar) ve fotoğrafçılık ile uğraşıyorum.
İnsanlarla sohbet konusunda geveze sayılabilecek bir insanım ama; televizyon seyretmeyi reddettiğim ve futbolla ilgilenmediğim için genelde insanlarla çok ayaküstü sohbet etme şansım olmuyor.
* Verdiğin cevaplar için çok teşekkürler…
Ben teşekkür ederim.
* Son olarak, bana tek bir cümleyle BİLGİSAYAR’ı tanıtman gerekse ne derdin?
Uğraşması oldukça eğlenceli, son derece becerikli, oldukça sınırsız ama ciddi derecede inatçı bir makinedir bilgisayar.


Tartışma Alanı
Yorum yok for ““Oku röportajı oku””